ProjectsResearchersWorking Paper SeriesSign Up
TR
Podcast & Media
News

Türkiye, üretim gücünü “Made in Europe” müzakerelerine nasıl bir hazırlıkla taşımalı?

TOBB ve TEPAV iş birliğinde hazırlanan “‘Made in Europe’ Politikalarının Türkiye’nin İmalat Sanayi Ticaretine Olası Etkilerinin Analizi” başlıklı raporun tanıtıldığı toplantıda, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki katkısının ve kapsam dışında kalmasının iki tarafa maliyetinin somut verilerle ortaya konularak müzakerelerde kullanılması gerektiği vurgulandı. Sektörel analizlerin odaklı bir sanayi politikası ve kamu-özel sektör iş birliğiyle desteklenmesi önerildi. Toplantı, TEPAV’ın Brüksel ve önde gelen AB başkentlerinde yürüteceği sektörel çalışmaların ilk adımını oluşturdu.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) iş birliğinde hazırlanan “‘Made in Europe’ Politikalarının Türkiye’nin İmalat Sanayi Ticaretine Olası Etkilerinin Analizi” başlıklı raporun lansman toplantısı, 3 Kasım 2026’da TEPAV’da düzenlendi. Kamu kurumları, sanayi kuruluşları, sektör dernekleri ve oda temsilcilerini bir araya getiren toplantıda, Avrupa Birliği’nin (AB) yeni sanayi politikalarının Türkiye’ye etkileri ve Brüksel’deki müzakerelerde izlenebilecek yaklaşım ele alındı.

TEPAV Sürdürülebilirlik Çalışmaları Program Direktörü Sibel Güven, TOBB Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Bayburtlu ve Ticaret Bakanlığı AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilci Yardımcısı Bahar Güçlü’nün açılış konuşmalarıyla başlayan toplantı, TEPAV İnovasyon Çalışmaları Program Direktörü Selin Arslanhan’ın rapor sunumuyla devam etti. Ardından TEPAV Kurucu Direktörü Güven Sak’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde otomotiv, beyaz eşya, otobüs ve kimya sektörlerinin temsilcileri değerlendirmelerde bulundu.

“Türkiye’nin dışarıda kalmasının Avrupa’ya maliyeti de çalışılmalı”

Açılış konuşmasında Sibel Güven, haziran ayında tamamlanan çalışmanın, “Made in Europe” politikalarının etkilerini sektör, ürün ve firma düzeyinde inceleme ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. Türkiye’nin AB’nin beşinci büyük imalat sanayi tedarikçisi olduğunu hatırlatan Güven, rapor hazırlanırken daha olumlu görünen tablonun Fransa-Almanya uzlaşısıyla değiştiğine işaret etti. Bundan sonraki çalışmalarda Türkiye’deki üretimin dışarıda bırakılmasının AB sanayisi açısından sonuçlarının da ortaya konulması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye, AB üretiminin ve rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası”

Gümrük birliği çerçevesinde gelişen ortak yatırımların ve birbirine bağlı tedarik zincirlerinin otomotivden beyaz eşyaya, makineden kimyaya pek çok sektörü kapsadığını belirten Mustafa Bayburtlu, Türkiye’nin “Made in Europe” içindeki konumunun ticaretin yanı sıra uzun vadeli yatırım kararlarını da ilgilendirdiğini söyledi. Sürecin siyasi tercihlerle şekillendiğine de dikkat çekti. TOBB’un yaklaşımını üç başlıkta aktaran Bayburtlu, öncelikle menşe ve yerli katkı ölçütleri belirlenirken gümrük birliği ilişkisinin ve ortak değer zincirlerinin dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Türkiye’deki üretimin dışlanmasının, aynı zincirlerde faaliyet gösteren Avrupalı işletmelerin maliyetlerine ve rekabet gücüne de yansıyacağını kaydetti.

“Avrupa için üretimin hangi teknolojiyle ve nerede yapıldığı önem kazanıyor”

Toplantıya çevrim içi katılan Bahar Güçlü, “Made in Europe” yaklaşımını teknolojik ve jeopolitik dönüşümün birlikte şekillendirdiği bir paradigma değişimi olarak değerlendirdi. AB için net sıfır hedefinin yanında hangi teknolojilerin nerede üretileceğinin önem kazandığını, asıl hedefin Çin’e bağımlılığı azaltmak olduğunu belirten Güçlü, Avrupa Komisyonunun 4 Mart’ta yayımladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasa (IAA) Taslağı teklifinin üç temel hedefini kamu alımları ve kamu finansmanında Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik verilmesi, stratejik ve enerji yoğun sektörlerin karbonsuzlaşmasında kamu alım gücünün kullanılması ve yabancı yatırımların AB’de daha fazla katma değer üretmesi olarak sıraladı.

Yasama sürecinin devam ettiğine dikkat çeken Güçlü, Fransa-Almanya uzlaşısı çerçevesinde elektrikli araçların bu düzenlemeden çıkarılarak otomotiv paketinde ele alınmasının gündemde olduğunu aktardı. Yıl sonuna kadar Konseyin pozisyonunu oluşturmasının, ardından Avrupa Parlamentosuyla müzakerelere geçilmesinin beklendiğini belirtti. Türkiye’nin AB ekonomisine katkısını ayrıntılı biçimde gösteren çalışmaların Brüksel’de ve önemli üye ülke başkentlerinde değer taşıyacağını ifade etti.

“Türkiye’nin yanıtı ürüne, teknolojiye ve sektöre göre şekillenmeli”

Açılış konuşmalarının ardından raporun sunumunu yapan Selin Arslanhan, çalışmanın Mart-Haziran 2026 dönemindeki gelişmeleri ve AB’nin Hindistan ve Mercosur anlaşmalarının olası etkilerini de kapsadığını belirtti. Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla başlayan sürecin büyüme ve sanayi stratejisine dönüştüğünü anlatan Arslanhan, Draghi raporunda ortaya konulan teknoloji açığı, verimlilik, sanayisizleşme ve Çin’e bağımlılık sorunlarının AB’nin yeni politika araçlarını şekillendirdiğine işaret etti. Avrupa’nın özellikle pilot üretimden sanayi ölçeğine geçişte ve teknolojilerin büyük pazarlarda ticarileştirilmesinde yaşadığı güçlüklerin doğru okunması gerektiğini vurguladı. Etkilerin aynı sektördeki ürünlerde dahi farklılaştığına dikkat çeken Arslanhan, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki yerini ürün ve şirket düzeyinde ortaya koymasını ve kamu alımlarının karşılıklı açılmasına ilişkin senaryoları değerlendirmesini önerdi. Ürün standartlarının sanayi ve ticaret politikasının bir parçası olarak ele alınması ve müzakerelerin orta vadeli, odaklı bir sanayi politikasıyla desteklenmesi gereğinin de altını çizdi.

Sunumunun ana mesajı olarak meselenin iki yönlü çalışılması gerektiğinin altını çizen Arslanhan, bir yanda AB’nin yeni sanayi politikası araçlarının Türkiye sanayisine, ihracatına ve yatırımlarına etkisinin, diğer yanda Türkiye’nin dışarıda kalmasının Avrupa sanayisine, Avrupalı şirketlerin rekabet gücüne ve AB’nin kendi hedeflerine maliyetinin bulunduğunu belirtti. Raporun ilk yön için bir zemin sunduğunu, ikinci yönün ise henüz çalışılmadığını ve son gelişmelerle acil hale geldiğini ifade etti. Türkiye’nin kapsama alınması talebinin, ancak dışarıda kalmanın Avrupa’ya neye mal olacağı ürün ve sektör bazında gösterildiğinde ortak çıkar argümanına dönüşebileceğini vurguladı.

Sektörler “Made in Europe” sürecindeki önceliklerini ortaya koydu

Rapor sunumunun ardından TEPAV Kurucu Direktörü Güven Sak’ın moderatörlüğünde “Yeni Rekabet Ortamı ve IAA Brüksel Müzakerelerinde Sektörel Gündem” başlıklı panele geçildi. Panelde Arçelik Resmi ve Sektörel İlişkiler Koordinatörü Zeynep Akkaş Çağlar, Ford Otosan Resmi İşler Koordinatörü Sinan Ayhan, MAN Truck & Bus Otobüs Strateji, Şasi ve Seri Üretim Kalitesi Direktörü Mustafa Taşaltın ile Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkan Yardımcısı ve Ege Kimya Dış İlişkiler ve Teknoloji Danışmanı Derya Erçıkan, sektörlerinin “Made in Europe” sürecine ilişkin değerlendirmelerini ve önerilerini aktardı.

Gümrük birliği sürecinin Türkiye’nin sanayi ülkesine dönüşümündeki rolünü vurgulayan Güven Sak, Türk sanayisinin Avrupa sanayisinin bir parçası olarak geliştiğini belirtti. Ana pazarın yapısı değişirken AB firmalarının ve Türkiye’deki ortaklarının birlikte nasıl etkileneceğinin incelenmesi gerektiğini söyledi. Her ürünü aynı yetkinlikte üretmeye çalışmak yerine Türkiye’nin belirli üretim yetkinliklerine odaklanan bir sanayi politikasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Zeynep Akkaş Çağlar, beyaz eşya sektöründe 2022-2025 döneminde üretimin yaklaşık yüzde 11 gerilediğini, aynı dönemde AB’nin altı ana ürün grubunda Çin’den alımları yüzde 24 artarken Türkiye’den alımlarının azaldığını söyledi. Avrupa Komisyonu nezdindeki görüşmelerin kamu ve özel sektör tarafından birlikte, ürün bazlı değerlendirmelerle yürütülmesi çağrısında bulundu.

Sinan Ayhan, 2025’te yaklaşık 1 milyon araç ihraç edildiğini ve bu ihracatın yüzde 75’inin AB’ye yöneldiğini aktardı. Türkiye’deki üretimin önemli bölümünün Avrupalı markalar tarafından yapıldığını vurgulayan Ayhan, Türkiye’nin kendi markalarıyla rekabet eden Çin, Güney Kore ve Japonya ile aynı çerçevede değerlendirilmesinin ortak üretim yapısını yansıtmadığını, Eurostat verilerine göre Türkiye pazarının AB’de yaklaşık 250 bin kişiye istihdam sağladığını belirtti.

Mustafa Taşaltın, şehir içi otobüslerin ağırlıklı olarak kamu alımlarına girdiğini, bu nedenle düzenlemelerin etkisinin ürün gruplarına göre farklılaşabileceğini belirtti. Fransa-Almanya uzlaşısının belirsizliği artırdığını dile getiren Taşaltın, Türkiye’nin bir gri alanda kalmaması ve Çinli üreticiler için Avrupa’ya açılan bir kapı olarak görülmesine karşı önlem alınması gerektiğini söyledi.

Derya Erçıkan, Avrupa’da sektörel etki analizlerinin sektör federasyonları tarafından yürütüldüğüne dikkat çekerek Avrupa Kimya Sanayi Konseyi gibi kuruluşlarla ortak çalışmalar yapılmasını önerdi. Avrupa’daki sektör görüşmelerinde Türkiye’nin kapsam içinde yer alması gerektiğini dile getirdiklerini de aktardı.

Etki analizleri ve ortak girişimler ihtiyacı öne çıktı

Katılımcıların görüş ve sorularıyla devam eden tartışma bölümünde, Türkiye’nin dışarıda kalmasının AB sanayisine maliyetini ortaya koyan etki analizlerinin önemi vurgulandı ve bu çalışmalara katkı sunma isteği dile getirildi. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği verilerine göre Çin’in Türkiye otomobil pazarındaki payının 2025’te yüzde 8’e ulaştığına dikkat çekilerek Çin rekabetinin de dikkate alınması, kapsam dışında kalmanın maliyetinin ülke ve ürün bazında hesaplanması ve KOBİ’lerin uyum ve finansman ihtiyaçlarının çalışmalara dâhil edilmesi önerildi. Hızlı ve sonuç odaklı çalışmalar yapılması ve öncelikle Türkiye’nin “Made in Europe” kapsamına alınmasının sağlanması gerektiği ifade edildi.

“Kamu alımlarında karşılıklılık ve yeni rekabet koşulları birlikte değerlendirilmeli”

Toplantının son bölümünde yeniden söz alan Bahar Güçlü, Avrupa’daki protestoların, aşırı sağın yükselişinin ve sosyal çalkantıların siyasi tercihleri etkilediğini anlatan Güçlü, üretimi ve istihdamı Avrupa’ya geri getirme söyleminin ağırlık kazandığına işaret etti. Kamunun birinci önceliğinin Türkiye’nin “Made in Europe” kapsamında yer alması olduğunu, bu amaçla hukuki ve ekonomik bütün argümanların kullanılacağını kaydetti. AB’nin hibrit araç ithalatında başlattığı koruma önlemi soruşturmasına da değinen Güçlü, Çin’in elektrikli araçlara yönelik önlemlerin ardından hibrit araç ihracatına yöneldiğini anlattı. Korunma önlemlerinin çelikte olduğu gibi Türkiye dâhil bütün tedarikçileri etkileyebileceğini, kimya ve alüminyum sektörlerinden de benzer talepler geldiğini belirtti.

Gümrük Birliği’nin Türkiye’yi gümrük vergilerinin kaldırılması ve teknik engellerin giderilmesi üzerinden 1990’ların ticaret kurallarına uyarladığını söyleyen Güçlü, bugünün rekabetinin yeşil ve dijital dönüşüm, teknoloji ve kritik hammaddeler üzerinden şekillendiğini vurguladı. Rekabet avantajının artık ucuz işgücü veya gümrük vergisinin bulunmamasıyla tanımlanamayacağını ifade etti. Elektrikli araç üretiminin batarya teknolojilerinden kritik hammaddelere ve Orta Asya’daki ortaklıklara uzanan bir zincir içinde düşünülmesi gerektiğini belirterek Türkiye’nin “Made in Europe” yaklaşımının sunduğu imkânlardan nasıl yararlanacağının ve bunun mümkün olmadığı alanlarda hangi alternatifleri geliştireceğinin birlikte çalışılması gereğinin altını çizdi.

Toplantının kapanışında Güven Sak, Çin rekabetinin hem AB hem Türkiye sanayisini etkilediğine dikkat çekerek Türkiye’nin bu rekabet karşısında AB’yle birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.





Selin Arslanhan'ın sunumu için
tıklayınız.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Share