İstihbaratın ve aklın parlak ışığı altında düşmanın niyetini okumaya çalışmak, savaş sisinin yarattığı yanılsamalarla her defasında duvara çarpar.
Carl von Clausewitz
GİRİŞ
7 Ekim 2023 tarihinde Orta Doğu’nun kadim sorunlarını yeni bir aşamaya taşıyan ilginç bir hadiseye tanıklık ettik. O gün, bir grup Hamas mensubunun motosikletler, iş makineleri, paramotorlar ve yaya olarak gerçekleştirdiği, film sahnelerini aratmayan “Aksa Tufanı” operasyonu, İsrail’in Gazze sınırındaki fiziksel güvenlik hattını çökertti. Ancak çöken yalnızca güvenlik hattı değildi. İsrail’in caydırıcılık, istihbarat üstünlüğü ve rakibin niyetlerini doğru okuyabilme varsayımları üzerine kurulu aşırı özgüvene dayalı güvenlik anlayışı da büyük bir hasar aldı. Hamas ve diğer Filistinli grupların Gazze’den İsrail’e düzenlediği bu koordineli saldırılarda (International Court of Justice, 2025, s.18) çoğu sivil, yaklaşık 1.200 kişi hayatını kaybetti, 251 kişi de rehin alınarak Gazze’ye götürüldü.
Şok etkisi yaratan bu saldırı, dünya kamuoyunun dikkatini bölgeye çekti. İsrail toplumunda derin bir travma yaratan olay, bölgesel düzeni derinden sarsan “sürpriz” bir gelişmeydi. Bazı araştırmacılar (Hokayem, 2023, s.57) 7 Ekim’i Hamas açısından askerî bir başarı, İsrail açısından ise kapsamlı bir başarısızlık olarak değerlendirdiler.
Hamas’ın “Aksa Tufanı” olarak adlandırdığı bu operasyonun stratejik önemi yalnızca saldırının büyüklüğünden değil, asimetrik karakterinden de kaynaklanmaktadır. Ezici askerî, teknolojik ve istihbari üstünlüğü elde tutan İsrail, kendisine göre daha zayıf bir aktörün istihbarata karşı koyma (İKK), sürpriz, aldatma ve doğru zamanlama gibi faktörleri bir araya getirerek inisiyatifi ele geçirmesini engelleyememişti.
Sürprizin büyüklüğü (Barnea, 2026, ss.34-36), İsrail’in saldırı öncesindeki tehdit algısıyla birlikte düşünüldüğünde daha da belirginleşmektedir. İsrail’in geleneksel güvenlik anlayışı caydırıcılık, stratejik erken ikaz ve savaş başladığında hızlı ve belirleyici askerî sonuç alma kapasitesi üzerine inşa edilmişti. Ne var ki Hamas saldırısından önce İsrail güvenlik kurumlarında Hamas’ın caydırıldığı ve mevcut statükoyu değiştirecek geniş ölçekli bir saldırı düzenle(ye)meyeceği yönünde bir kanaat ve inanç hâkimdi. İsrail’in bu yaklaşımı hem yanlış bir stratejik tasavvur hem de temenniye dayalı bir düşünme (wishful thinking) biçimiydi.
Saldırıdan yaklaşık iki hafta önce (Barnea, 2026, s.38) askerî istihbarat ve İsrail Güvenlik Ajansı’nın siyasi karar alıcılara sunduğu değerlendirmelerde de, Hamas’ın caydırıldığı varsayımı yer almaktaydı. Bu nedenle, 7 Ekim yalnızca bir sınır güvenliği ihlali ya da taktik bir baskın olarak değil, rakibin kapasite ve niyetlerine dair yerleşik kabullerin de çöktüğü bir “stratejik bir sürpriz” olarak ele alınmalıdır.
Değerlendirme notunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.



