Bir ülkede özgürlüğün de eşitliğin de adaletin de dayanak noktası, ulusal egemenliktir. Egemenliğin, yani devleti kuran, yöneten gücün, kişilere veya belli zümrelere değil, doğrudan doğruya halka ait olması, cumhuriyetçilik ilkesinin tamamlayıcısıdır. Gazi Mustafa Kemal, egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olması meselesini, egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek şeklinde anlatmıştır.
Cumhuriyeti kuranlar, cumhuriyetin teminatını çocuklar olarak görmüştür. Okul yapmayı meclis binası yapımının önüne alan, savaşlardan çıkmış ülkenin kaynaklarını çocuğun eğitimine, sosyal gelişimine, yetim kalan çocuklar başta olmak üzere çocukların korunup kollanmasına ayıran Cumhuriyet, yeni kurulan sistemin sahiplerini de bu şekilde yaratmış oluyordu. Onca zorluk, onca yıkım ve ekonomik sorunlar içinde çocuğa yatırım en öncelikli kamu politikası olarak görülmüş ve uygulamaya konmuştur.
Peki, cumhuriyetin teminatı ve güvencesi olarak görülen çocukları korumaya ve onların gelişmelerini sağlamaya yönelik destekleri kamu ve toplum olarak sağlayabiliyor muyuz? Şimdi bu konuya sosyal koruma boyutunda bakalım.
Çocuk Nüfusu Azalıyor
Bugün ülkemizde ülke nüfusunun %25,5’ine karşılık gelen 21,8 milyon çocuk yaşamaktadır (0-17 yaş). Çocuk nüfusu mütemadiyen hem toplam sayı olarak hem de nüfusa oran olarak azalmaktadır. Üstelik bu azalma, aksi bir siyasal söyleme sahip siyasal iktidar zamanında yaşanmaktadır. 2000’lerin başında %35’ler seviyesinde olan çocuk nüfusu oranı 2020’de %27,2’ye, 2024 yılında ise %25,4’e düşmüştür. Çocuk sayısı da 22,8 milyondan 21,8 milyona yaklaşık 1 milyon azalmıştır. Nüfusun yaşlanması, evlenme oranlarının düşmesi, boşanmaların artması kadar özellikle cumhuriyet geleneğine uymayacak şekilde çocuğu koruyan ve destekleyen kamusal politikaların eksikliği bu düşmede belirleyici olmuştur.
Değerlendirme notunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.



