Önümüzdeki birkaç yılın önemli ekonomik gündem maddelerinin başında büyüme ve işsizlik oranı gelecek. Her ikisi açısından da bir süredir işler pek istenildiği gibi gitmiyor. İşsizlik oranı küresel kriz öncesinde katılık gösterdiği yüzde 10 oranına yaklaşma emareleri gösteriyor: Son veri haziran dönemi için ve yüzde 9.7’ye işaret ediyor. Asıl bozulma görüntüsü büyüme oranında. Geçmiş dönemlerle kısa bir karşılaştırma bile performanstaki kötüleşmeyi açıkça ortaya koyuyor. 2008-2012 döneminde kişi başına milli gelir artış oranımız yüzde 1,7 oldu. Bu oran 2003-2007 döneminde elde edilen yüzde 5.6’nın çok altında. İşin ilginci, son beş yıldaki büyüme performansımızın 1990-2002 dönemindekinden –ki yüzde 2 idi- de düşük olması. Mutlaka not edilmesi gereken başka bir olgu daha var. Şu: Dönemsel en düşük büyüme oranımızı, en fazla dış borçlanma gerçekleştirdiğimiz bir dönemde elde ettik. Bu olgu, ister istemez, “Bunca dış borçlanmaya ne oldu?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Durum şöyle: 2008 ile başlayan ve 2012 ile biten dönemde net dış finansmanın milli gelire oranı yüzde 6.2 oldu. 2013’ün ilk iki çeyreğini de katarsak bu ortalama 6.8’e yükseliyor. Oysa 2003-2007 döneminin ortalaması yüzde 5.6. Dahası var: 2012 ve 2013 bu açıdan birer rekor teşkil ediyorlar: 2012’de yüzde 8.6, 2013’in ikinci çeyreği ile biten son dört çeyrekte ise yüzde 9.8. Önümüzdeki dönemde dış borçlanma olanaklarının azalması olasılığı yüksek. Bu nedenle, büyüme ve istihdam açısından kaygı duyuyoruz. Bu kaygıya karşın, son aylardaki veriler biraz daha iyi bir resim çiziyorlar. Dün, eylül ayına ait kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi verileri açıklandı. Son aylarda finansal piyasalarda yaşanan karmaşaya karşın açıklanan veriler oldukça olumlu. Güven endeksi, bir yıl öncesinin aynı dönemine göre yüzde 5.2 oranında yükseldi. Keza kapasite kullanım oranında da bir yıl öncesine kıyasla belirgin biçimde artış var. Sadece aylık verilere değil de üç aylık ortalamalara bakınca da resim de bir değişiklik yok. Bayağı olumlu bir tablo var. Umarım bu görünüm özel sektörün yatırım harcamalarına da yansır. ‘Umarım’ diyorum, zira yılın ilk yarısında özel sektörün yatırım harcamaları bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasa azalmıştı. Önümüzdeki dönemde hem daha yüksek bir oranda hem de daha ‘kaliteli’ bir büyüme gerçekleştirmek istiyorsak, özel kesimin yatırım harcamalarında da belirgin bir artış görmemiz gerekiyor. Bakalım, durum nasıl şekillenecek. Bu köşe yazısı 25.09.2013 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.
Finansal piyasalara rağmen…
Önümüzdeki birkaç yılın önemli ekonomik gündem maddelerinin başında büyüme ve işsizlik oranı gelecek. Her ikisi açısından da bir süredir işler pek istenildiği gibi gitmiyor.
Other Blog Posts

Normalization is the new threshold in South Caucasus
Relations between Türkiye and Armenia have long been constrained by historical legacies, unresolved conflicts and regional rivalries. Yet developments in the South…

Crimea’s 82-Year Ordeal: Memory, Resistance and the Quest for Justice
Eighty-two years after the deportation of the Crimean Tatar Turks, Crimea remains a symbol of one of the most enduring injustices of the modern era. What began in 1944…

The South Caucasus Has Become the Center of the World
Are you aware of how much the world has changed from yesterday to today? Not for better or worse. It simply has. The Strait of Hormuz crisis that emerged after the U.S.…
