TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

TEPAV ile Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçiliği iş birliğinde düzenlenen toplantıda, 1944 sürgününden bugüne Kırım Tatarlarının maruz kaldığı baskılar, Rusya’nın demografik mühendislik politikaları ve kültürel hafızanın korunmasına yönelik mücadele ele alındı. Konuşmacılar, işgalin yalnızca askeri bir süreç değil; nüfus yapısını, dili, kamusal hafızayı ve toplumsal aidiyeti hedef alan uzun vadeli bir dönüşüm politikası haline geldiğine dikkat çekti.
Kırım Tatarlarının 1944 sürgününden bugüne uzanan tarihsel deneyimi, TEPAV ile Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçiliği tarafından 18 Mayıs’ta Ankara’da düzenlenen “From Deportation to Occupation: Crimea’s 82-Year Experience” başlıklı toplantıda ele alındı.
TEPAV Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Büyükelçi (E) N. Murat Ersavcı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda, Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçisi Nariman Dzhelialov ile Karabük Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska konuşmacı olarak yer aldı.
Toplantıda, Rusya’nın Kırım’daki politikalarının yalnızca askeri işgal boyutuyla değil; nüfus mühendisliği, kültürel asimilasyon, zorunlu göç ve kimlik aşındırma süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Özellikle 2014 sonrası dönemde hızlanan demografik dönüşüm politikaları, Kırım Tatarlarının siyasi temsili üzerindeki baskılar, zorunlu askerlik uygulamaları ve kültürel hafızanın korunmasına yönelik mücadele öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
“Kırım tarihi hazin bir insanlık hikayesidir”
Büyükelçi Ersavcı açılış konuşmasında, Kırım tarihinde yaşananların yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını belirterek bunun yerinden edilme, direniş, kimlik, adalet ve barış arayışıyla şekillenen hazin bir insanlık hikâyesi olduğunu söyledi. Ersavcı, uluslararası hukuk, egemenlik ve insan onurunun ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde tarihî hafızanın korunmasının ve bilinçli diyaloğun teşvik edilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.
Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun mücadelesine de değinen Ersavcı, Kırımoğlu’nun sürgün sonrası vatansız bırakılan binlerce Kırım Tatarının Ukrayna vatandaşlığına kavuşması ve hukuki koruma elde etmesi için önemli katkılar sunduğunu belirtti. Ersavcı, bu çalışmaları nedeniyle Kırımoğlu’nun BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin “Nansen” Mülteci Ödülü’ne layık görüldüğünü hatırlatarak “Onun mücadelesi; onurun, barışçıl direnişin ve temel hakların savunusunun kalıcı bir sembolü hâline gelmiştir.” dedi.
“1944 sürgünü yalnızca yer değiştirme değil, hafızanın silinmesiydi”
Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçisi Nariman Dzhelialov, Kırım Tatarlarının yaşadığı baskının yalnızca güncel bir siyasi mesele olmadığını, kuşaklar boyunca taşınan tarihsel bir travmaya dönüştüğünü söyledi. 1944 sürgününün kendi ailesinin hafızasında da derin izler bıraktığını ifade eden Dzhelialov, “Sovyet dönemindeki zorunlu göçler yalnızca insanların yerinden edilmesini değil, aynı zamanda Kırım Tatarlarının demografik yapısını, yerel elitlerini ve kültürel altyapısını da hedef aldı” dedi.
Yer isimlerinin değiştirilmesi ve toplumsal hafızanın silinmeye çalışılması gibi uygulamaların sistematik bir kimlik aşındırma politikasının parçası olduğunu söyleyen Dzhelialov, 2014’teki Rus işgalinin ardından Kırım Tatarlarının daha yoğun bir siyasi ve toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Dzhelialov, Rusya’nın Kırım Tatarlarını gerçek bir siyasi özne olarak değil, “dekoratif bir unsur” olarak gördüğünü belirterek “Uluslararası Adalet Divanı’nın 2017’de Rusya’yı suçlu bulmasına rağmen bu karar fiilen görmezden geliniyor. Bugün en büyük tehditlerden biri, nüfus mühendisliği yoluyla Kırım’ın demografik yapısının dönüştürülmesi” diye konuştu.
Soru-cevap bölümünde ise Kırım Tatarlarının bugün “çifte baskı” altında olduğunu ifade eden Dzhelialov, bir yandan kültürel asimilasyon, diğer yandan yerinden edilme riskiyle karşı karşıya olduklarını söyledi. Ana dilin, kültürel kimliğin ve toplumsal aidiyetin korunmasının bugün en temel meselelerden biri olduğunu vurgulayan Dzhelialov, diaspora topluluklarının uluslararası düzeyde daha görünür ve daha politik olarak aktif olması gerektiğini dile getirdi.
“2014 sonrası süreç sistematik bir demografik mühendislik dönemine dönüştü”
Karabük Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska ise konuşmasında Rusya’yı tarihsel ve yapısal anlamda bir “imparatorluk” olarak tanımladı. 18 Mayıs 1944 sürgününden bugüne uzanan süreçte Kırım Tatarlarına yönelik baskı politikalarının süreklilik taşıdığını belirten Biletska, Avrupa Parlamentosu ve çeşitli ulusal parlamentoların yaşananları soykırım olarak tanıdığını hatırlattı.
2014 sonrası dönemin, sistematik bir “demografik mühendislik” sürecine dönüştüğünü söyleyen Biletska, “Kırım’a yaklaşık 1 milyon Rus yerleşimci taşındı. Kırım Tatar halkının seçilmiş temsil organı olan Mejlis ise 2016 yılında yasaklandı” dedi.
Kırım Tatarlarının nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturmasına rağmen siyasi mahkumların yaklaşık yarısını oluşturduğunu söyleyen Biletska, “Terörizm suçlamalarıyla özellikle Müslüman Kırım Tatarları hedef alındı. 117 kişinin yargılandığı davalarda 114 kişi Kırım Tatarıydı” açıklamalarında bulundu.
“En tehlikeli destek biçimi normalleşme”
Biletska, zorunlu askerliğin yalnızca bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda “soykırımsal bir işlev” taşıdığını savundu. 2022 Eylül seferberlik çağrılarının yaklaşık yüzde 90’ının Kırım Tatarlarına gönderildiğini, 2014’ten bu yana yaklaşık 50 bin kişinin yasa dışı şekilde askere alındığını ifade etti.
Bugün işgal altındaki Kırım’da kamusal anmaların dahi yasaklandığını belirten Biletska, bölgenin adeta “açık hava hapishanesine” dönüştüğünü söyledi. Kırım’daki 225 Rus askeri tesisinin yarımadayı yalnızca işgal edilmiş bir bölge değil, aynı zamanda savaş için bir “launchpad” haline getirdiğini ifade eden Biletska, Ukraynalı çocukların zorla transferine ilişkin en az 19 bin 500 belgelenmiş vaka bulunduğunu hatırlattı.
Türkiye’de belirli çevrelerde sıkça duyulan “Rusya zaten kazanacak” veya “savaş dursun yeter” gibi söylemlerin fiilen Rusya’nın işine yarayan normalleştirici yaklaşımlar olduğunu söyleyen Biletska, “En tehlikeli destek biçimi normalleşme ve kabullenme” dedi.
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin resmi pozisyonunun önemine de dikkat çeken Biletska, Türkiye’nin 2014 ilhakını ve 2022 işgalini tanımadığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve “Crimea Platform” kapsamında Kırım Tatarlarına üst düzey destek verdiğini ifade etti.

18/05/2026

15/05/2026

14/05/2026

11/05/2026

09/05/2026