TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.


TEPAV’ın “Türkiye Kamu Alımları Sisteminde Kurumsal Aşınma, Yolsuzluk Riskleri ve Reform Mimarisi” başlıklı politika notunda, kamu alımları sisteminin artan istisnalar, pazarlık usulündeki yaygınlaşma ve denetim zafiyetleri nedeniyle şeffaflık, rekabet ve hesap verebilirlik açısından ciddi riskler taşıdığı vurgulandı.
Türkiye’de kamu alımları sistemi, 2001 sonrası dönemde gerçekleştirilen reformlarla birlikte 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’ndan uzaklaşarak Avrupa Birliği müktesebatı ve UNCITRAL model yasasıyla uyumlu daha modern bir yapıya kavuştu. Kamu İhale Kurumu’nun kurulması ve Elektronik Kamu Alımları Platformu’nun (EKAP) devreye alınmasıyla birlikte dijitalleşme ve kurumsallaşma alanında önemli ilerlemeler sağlandı.
Ancak TEPAV tarafından hazırlanan “Türkiye Kamu Alımları Sisteminde Kurumsal Aşınma, Yolsuzluk Riskleri ve Reform Mimarisi” başlıklı politika notunda, sonraki yıllarda yapılan yoğun mevzuat değişiklikleri, genişleyen istisnalar ve farklı uygulama rejimleri nedeniyle sistemin giderek parçalı ve çok katmanlı bir yapıya dönüştüğü belirtildi.
Politika notunda, bugün Türkiye’de kamu alımlarının tek bir kanuna dayalı bütüncül bir yapıdan ziyade farklı hukuki rejimlerin eş zamanlı işlediği karmaşık bir mimari içinde yürütüldüğü ifade edildi.
Pazarlık usulündeki artış dikkat çekiyor
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki alımların açık ihale, belli istekliler arasında ihale ve pazarlık usulüyle yürütüldüğü; doğrudan teminin ise ihale niteliği taşımayan hızlı bir tedarik yöntemi olarak kullanıldığı ifade edildi.
Kanun’un 3. maddesinde yer alan geniş istisna listesinin ise savunma ve güvenlikten uluslararası finansmanlı projelere, tarım ürünlerinden KİT alımlarına kadar çok sayıda alanı rekabetçi ihale rejiminin dışına çıkardığı kaydedildi.
Özellikle son yıllarda pazarlık usulünün, özellikle de 21/b kapsamındaki uygulamaların olağanüstü biçimde arttığına dikkat çekilen politika notunda, ilan yapılmadan sınırlı sayıda firmaya davetle gerçekleştirilen alımların rekabeti daralttığı ve şeffaflık açısından ciddi riskler yarattığı belirtildi.
Sayıştay raporlarında da ihale usullerinin kötüye kullanımı, alımların bölünmesi, teknik şartnamelerde rekabeti sınırlayıcı düzenlemeler ve sözleşme yönetimindeki zafiyetlerin sistematik sorun alanları olarak öne çıktığı ifade edildi.
Kamu kaynaklarının önemli bölümü kapsam dışında kalıyor
Politika notunda, 4734 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan kamu alımlarının; kamu-özel iş birliği (KÖİ) modelleri, gelir paylaşımı uygulamaları ve kapsam dışı kurumların özel satın alma rejimleri üzerinden yürütüldüğü belirtildi.
Yap-İşlet-Devret (YİD), Yap-Kirala-Devret (YKD), Yap-İşlet (Yİ) ve İşletme Hakkı Devri (İHD) modelleriyle yürütülen KÖİ projelerinin büyük ölçüde kamu ihale mevzuatı dışında kaldığı ve sınırlı şeffaflıkla yürütüldüğü kaydedildi.
TOKİ ve Emlak Konut GYO’nun gelir paylaşımı modellerinin ise kamuya ait arsaların özel sektörle birlikte geliştirilmesine dayandığı ve klasik ihale sisteminden farklı bir yapıyla işlediği ifade edildi.
Kamu bankaları, TMSF, enerji ve telekom şirketleri gibi kapsam dışı kurumların alımlarını kendi iç düzenlemeleri çerçevesinde yürüttüğü; bu nedenle kamu kaynaklarının önemli bir bölümünün rekabetçi ihale rejimi dışında kaldığı belirtildi.
Türkiye Varlık Fonu’nun ise tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, hem kendi alımlarının hem de portföyündeki şirketlerin işlemlerinin Sayıştay denetimi dışında gerçekleştiği vurgulandı.
Uluslararası standartlarla uyum sorunu sürüyor
Politika notunda, Türkiye’nin kamu alımları sisteminin teknik altyapı açısından ileri düzeyde olmasına rağmen şeffaflık, rekabet, bağımsız denetim ve kapsam bütünlüğü açısından uluslararası standartlarla uyum sorunları taşıdığı ifade edildi.
Avrupa Birliği’nin 2014 Direktifleri, OECD’nin kamu alımlarına ilişkin ilkeleri ve SIGMA değerlendirmelerinin; Türkiye’nin istisnaları azaltması, pazarlık usulünü sınırlandırması, bağımsız inceleme mekanizmaları oluşturması ve KÖİ projeleri için tutarlı bir yasal çerçeve kurması gerektiğine işaret ettiği belirtildi.
Kamu İhale Kurumu verilerine göre açık ihale yönteminin kullanım oranının AB hedeflerinin altında kaldığı, pazarlık ve doğrudan alım yöntemlerinin ise AB ortalamasının yaklaşık 4-5 katı seviyesinde kullanıldığı kaydedildi.
Reform çağrısı
Politika notunda, kamu alımları sistemindeki çok katmanlı yapı, geniş istisnalar ve denetim zafiyetlerinin yolsuzluk risklerini artırdığına dikkat çekildi.
IMF’nin Yolsuzluk Risk Endeksi, Fazekas’ın makine öğrenmesi modelleri ve OECD’nin bütünlük çerçevesi kapsamında değerlendirilen risk göstergeleri arasında; tek teklifli ihaleler, ilan yapılmayan alımlar, kısa teklif süreleri, belirli firmalarda yoğunlaşan harcamalar ve şeffaf olmayan sözleşme yönetimi uygulamalarının yer aldığı ifade edildi.
Türkiye’de EKAP gibi güçlü bir dijital altyapı bulunmasına rağmen veri analitiği, kırmızı bayrak sistemleri ve sözleşme sonrası performans izleme mekanizmalarının henüz uluslararası standart seviyesine ulaşmadığı vurgulandı.
Politika notunda ayrıca, kamu alımları rejiminin hukuki, kurumsal ve operasyonel düzeyde kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyduğu değerlendirmesi yapıldı. Reform sürecinde istisnaların daraltılması, pazarlık usulünün sınırlandırılması, KÖİ projeleri ile Türkiye Varlık Fonu kapsamındaki işlemlerde şeffaflığın artırılması, bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve EKAP’ın açık veri standartlarına geçirilmesi gerektiği belirtildi.
Politika notuna buradan ulaşabilirsiniz.

09/05/2026

08/05/2026

04/05/2026

02/05/2026

01/05/2026