TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Kuzey Kıbrıs’ta değişen siyasi tablo, altı yılın ardından kapsamlı müzakerelerin yeniden gündeme gelmesi, AB’nin rolü, Doğu Akdeniz’de enerji-güvenlik başlığı ve Taşınmaz Mal Komisyonu’nun hukuki konumu TEPAV’da düzenlenen toplantıda çok boyutlu biçimde ele alındı.
“Kıbrıs’ta Yeni Dönem” başlıklı toplantı, 15 Ocak Perşembe günü TEPAV’ın ev sahipliğinde akademisyenler, siyasi temsilciler ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleştirildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin konuşmacı olarak yer aldığı toplantının moderatörlüğünü TEPAV AB Çalışmaları Merkezi Direktörü Nilgün Arısan Eralp üstlendi.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasi değişim, müzakere sürecinin yeniden canlanma ihtimali ve Doğu Akdeniz’de güvenlik-enerji ekseninde şekillenen jeopolitik gelişmelerin ele alındığı toplantıda, Tufan Erhürman’ın yüzde 63 destekle cumhurbaşkanı seçilmesinin yarattığı dönüşüm, altı yıllık müzakere boşluğunun toplumsal ve ekonomik maliyeti, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) hukuki konumu ve Yeşil Hat gündemi de tartışıldı.
Katılımcılar, Kıbrıs meselesinin artık yalnızca Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasındaki bir uyuşmazlık olmaktan çıkarak Doğu Akdeniz’de şekillenen güç rekabeti ve AB boyutuyla çok katmanlı bir jeopolitik dosyaya dönüştüğüne dikkat çekti. Bu yeni atmosferin hem iç yönetişim hem de çözüm perspektifi açısından bir fırsat penceresi yaratabileceği değerlendirildi.
Kuzeyde siyasi değişim ve AB vizyonu
Erhürman’ın seçim başarısının, toplumun farklı kesimlerini kapsayan daha uzlaşı arayan bir siyaset talebini yansıttığı belirtildi. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin uzun süredir savunduğu AB perspektifinin bu çerçevede yeniden görünürlük kazandığı ifade edildi.
2017 sonrası kapsamlı müzakerelerin durmasıyla birlikte, Kıbrıs Türk toplumunda hem yönetişim kapasitesinin zayıfladığı hem de ekonomik maliyetlerin arttığı değerlendirmesi öne çıktı. Bu dönemde, güven artırıcı önlemlerde ilerleme sağlanamadığı, sağlık ve eğitimde aksamalar yaşandığı, bütçe açığı ve kamusal hizmetlerde bozulma görüldüğü ve enflasyonun hayat pahalılığını artırdığı vurgulandı. Kurumsal aşınma ve güven kaybının yolsuzluk ve yozlaşma algısını güçlendirdiği ifade edildi.
Kıbrıs dosyasının uluslararası aktörlerin daha aktif rol aldığı bir zemine taşındığı; bunun AB, NATO, enerji şirketleri ve kıyıdaş ülkelerin politikalarıyla iç içe geçtiği not edildi.
TMK ve hukuki gündem
Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bugüne kadar 8.300 başvuru aldığı ve 2.300’ünü sonuçlandırdığı kaydedildi. TMK’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk yolu olarak kabul edilmesinin kritik bir kazanım olduğuna dikkat çekildi. Ancak haziran ayında Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi’nde “TMK’nın geçerli bir iç hukuk yolu olmadığı” yönünde çıkabilecek bir değerlendirmenin hem Türkiye hem de Kıbrıs Türk tarafı açısından riskli bir eşik oluşturabileceği ifade edildi.
Müzakerelerin yeniden başlaması için çerçeve
Crans-Montana’ya kadar taraflar arasında bazı başlıklarda yakınlaşma sağlandığı; ancak sürecin sonuçsuz kalmasıyla güven erozyonunun derinleştiği belirtildi. Yeni bir müzakere sürecinin siyasi eşitlik ilkesini tartışma konusu yapmaması, ucu açık olmaması ve takvimli bir mimari içermesi gerektiği vurgulandı.
Güven artırıcı önlemlerin, toplumlar arası ortaklık ruhunu güçlendiren ve müzakereleri destekleyen önemli bir kaldıraç olduğu; kamuoyu algısını da olumlu etkilediği değerlendirildi.
Kıbrıs Rum yönetiminin AB dönem başkanlığıyla birlikte temasların artacağı; ancak Kıbrıs Türk tarafının siyasi temsilde görünürlük sorunları yaşayabileceği ifade edildi. Schengen uygulamalarının Yeşil Hat geçişlerinde “sert sınır” etkisi yaratmasının AB ilkeleriyle çelişebileceği; Behdad Jafari davası örneğinin de kuzeyde etkin kontrol tartışmalarını yeniden canlandırdığı belirtildi.

20/01/2026

20/01/2026

13/01/2026

13/01/2026

10/01/2026