TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Değişen jeopolitik dengeler, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında güvenlik ve savunma iş birliğini yeniden merkeze taşıyor. TEPAV ve Konrad Adenauer Stiftung Türkiye Ankara’da düzenlenen toplantıda, taraflar arasındaki ilişkilerin önündeki temel sorunun “güven eksikliği” olduğu vurgulanırken stratejik uyumun sağlanması için somut adımlar atılması gerektiği öne çıktı.
TEPAV ve Konrad Adenauer Stiftung Türkiye tarafından 13 Nisan 2026’da Ankara’da düzenlenen toplantı, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki güvenlik ve savunma ilişkilerini çok boyutlu bir çerçevede ele aldı.
Ankara HiltonSA’da gerçekleştirilen toplantıya; büyükelçiler, eski NATO yetkilileri, akademisyenler, Avrupa Birliği temsilcileri, uluslararası kuruluş uzmanları ve politika yapıcılar katıldı. Açılışta Konrad-Adenauer-Stiftung Türkiye Geçici Direktörü Frank Priess ve TEPAV AB Çalışmaları Merkezi Direktörü Nilgün Arısan Eralp yer alırken açılış konuşmalarının ardından ana konuşmacı olarak EDAM Başkanı ve NATO Eski Genel Sekreter Yardımcısı Tacan İldem değerlendirmelerde bulundu. Günün ikinci ana konuşmasını ise Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg gerçekleştirdi.
Programın ilk panelinde Kadir Has Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Sinem Açıkmeşe, Türkiye’nin eski NATO Daimi Temsilcisi Fatih Ceylan, T.C. Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Güvenlik Genel Müdürü Burçin Gönenli, NATO Parlamenter Asamblesi Demokrasi ve Güvenlik Komitesi Direktörü Nathan R. Grison ile Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Maslahatgüzarı Jurgis Vilčinskas yer aldı.
Günün ikinci oturumunda ise TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi, NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubu üyesi ve NATO PA Savunma ve Güvenlik Komitesi Raportörü Utku Çakırözer, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Askerî Danışmanı Albay Adam Grzymkowski, Clingendael Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Auke Venema ve SETA Akademik Direktörü, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Murat Yeşiltaş görüşlerini paylaştı.
Güvenlik mimarisi dönüşüm sürecinde
Toplantının genel çerçevesinde, uluslararası sistemin eşzamanlı krizlerle yeniden şekillendiği vurgulandı. Orta Doğu’daki gelişmeler, özellikle İran-İsrail gerilimi ile Rusya-Ukrayna savaşı gibi dinamiklerin, güvenlik mimarisini yalnızca bölgesel değil sistemik düzeyde etkilediği ifade edildi.
Konuşmalarda, artan öngörülemezliğin NATO içindeki görüş ayrılıklarını daha görünür hale getirdiği ve ittifak içi koordinasyonu zorlaştırdığına dikkat çekildi. Bu ortamda, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki güvenlik iş birliğinin daha önce olmadığı kadar kritik bir başlık haline geldiği vurgulandı.
Türkiye Avrupa güvenliğinin ayrılmaz parçası
İlk panelde öne çıkan değerlendirmeler, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki yerinin “dışarıdan dahil edilmesi gereken” bir konumdan ziyade, halihazırda bu yapının bir parçası olduğu yönünde oldu.
Türkiye’nin NATO içindeki rolü, askeri kapasitesi ve savunma sanayiindeki gelişimi, Avrupa güvenliğine katkı sağlayan temel unsurlar olarak öne çıkarıldı. Ayrıca Türkiye’nin kriz bölgelerindeki diplomatik rolü, arabuluculuk kapasitesi ve Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan coğrafyada oynadığı dengeleyici rol de bu çerçevenin önemli parçaları arasında gösterildi.
Buna karşın, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin kurumsal güvenlik ve savunma mekanizmalarına yeterince dahil edilmemesi, tartışmaların merkezinde yer aldı. Katılımcılar, bu durumun stratejik uyum açısından bir çelişki yarattığını ve iş birliğinin potansiyelini sınırladığını ifade etti.
NATO–AB–Türkiye üçgeninde yeni denge arayışı
Toplantıda NATO ile Avrupa Birliği arasındaki rol paylaşımı ve bu denklemde Türkiye’nin konumu da detaylı biçimde ele alındı. NATO’nun kolektif savunmanın ana çerçevesini oluşturduğu, Avrupa Birliği’nin ise daha çok düzenleyici ve tamamlayıcı bir rol üstlendiği yönünde ortak bir değerlendirme yapıldı.
Bu çerçevede, Avrupa’da giderek daha fazla tartışılan “stratejik özerklik” yaklaşımının nasıl şekilleneceği ve bu sürecin Türkiye ile ilişkileri nasıl etkileyeceği önemli bir başlık olarak öne çıktı.
Katılımcılar, Avrupa güvenliğinin yalnızca Avrupa Birliği ile sınırlı olmadığını; Türkiye, Birleşik Krallık ve Norveç gibi aktörlerin de bu mimarinin temel unsurları arasında yer aldığını vurguladı. Ancak bu çok katmanlı yapının kurumsal karşılığının yeterince güçlü olmaması, iş birliğini zorlaştıran bir unsur olarak değerlendirildi.
Güvenliğin yeni boyutu dayanıklılık ve ekonomik kapasite
Toplantıda dikkat çeken bir diğer başlık, güvenlik kavramının dönüşümü oldu. Katılımcılar, güvenliğin artık yalnızca askeri güçle sınırlı olmadığını; ekonomik dayanıklılık, kritik altyapıların korunması ve tedarik zincirlerinin sürekliliği gibi unsurların da güvenlik politikalarının ayrılmaz parçaları haline geldiğini ifade etti.
Dayanıklılık kavramı, krizlere hazırlık, kriz anında müdahale ve sonrasında hızlı toparlanma kapasitesini içeren geniş bir çerçevede ele alınırken, enerji, gıda ve ulaştırma gibi alanların bu yeni güvenlik anlayışında belirleyici olduğu vurgulandı.
Ayrıca kamuoyunun bu sürece hazırlanmasının ve toplumsal desteğin güçlendirilmesinin de stratejik önem taşıdığına dikkat çekildi.
Güven eksikliği ve yapısal uyumsuzluklar öne çıkıyor
Toplantının genelinde öne çıkan en güçlü ortak tespit, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde güven eksikliğinin belirleyici bir sorun olmaya devam ettiği oldu.
Konuşmalarda, iş birliğinin yalnızca jeopolitik ihtiyaçlar üzerinden ilerleyemeyeceği; hukukun üstünlüğü, kurumsal uyum ve öngörülebilirlik gibi unsurların da bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğu vurgulandı.
Taraflar arasında hem algı hem politika hem de kurumsal düzeyde önemli uyumsuzluklar bulunduğu; karar alma süreçlerindeki tıkanıklıkların ve farklı tehdit algılarının iş birliğini zorlaştırdığı ifade edildi.
Savunma sanayii ve kapasite iş birliği
İkinci panelde, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki iş birliğinin daha somut boyutları ele alındı. Özellikle savunma sanayii, üretim kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerinden geliştirilebilecek iş birliklerinin ön plana çıktığı görüldü.
Katılımcılar, Türkiye’nin savunma alanında son yıllarda kaydettiği ilerlemenin Avrupa açısından da stratejik bir fırsat sunduğunu ifade etti. Türk savunma sanayiinin Avrupa ve NATO tedarik zincirleriyle halihazırda entegre olduğu ve bu entegrasyonun derinleştirilmesinin karşılıklı fayda yaratacağı vurgulandı.
Bununla birlikte, Avrupa Birliği’nin mevcut program ve mekanizmalarının Türkiye’nin katılımına sınırlı ölçüde açık olması, iş birliğinin önündeki en önemli engellerden biri olarak değerlendirildi.
Stratejik zorunluluk vurgusu
Toplantının genel değerlendirmesinde, değişen küresel güvenlik ortamının Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamayı zorunlu kıldığı yönünde güçlü bir görüş birliği oluştu.
Katılımcılar, ilişkilerin yalnızca kriz dönemlerinde değil, uzun vadeli ve yapısal bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurguladı. Avrupa güvenliğinin geleceğinin, farklı aktörler arasında kurulacak daha kapsayıcı ve işlevsel iş birliği modellerine bağlı olduğu ifade edildi.
Toplantı, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında stratejik uyumun sağlanıp sağlanamayacağı sorusunu gündemde tutarken bu sürecin ancak karşılıklı güvenin yeniden inşası ve somut iş birliği adımlarının atılmasıyla mümkün olabileceğine işaret etti.

16/04/2026

14/04/2026

08/04/2026

07/04/2026

30/03/2026