TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.


Değerlendirme Notu / Tülin Daloğlu
Amerikan Başkanı Donald J. Trump’ı 2024 seçimlerinde 77,3 milyon oyla yeniden Beyaz Saray’a taşıyan seçmen kitlesi, Washington’daki yerleşik düzenin artık işlemediği kanaatine varmış ve köklü bir değişim talep etmişti. 2026’nın ilk üç ayı geride kalırken, bu değişim talebinin yalnızca iç siyaseti değil, Amerika’nın dış politika anlayışını ve uluslararası düzenle kurduğu ilişkiyi de köklü biçimde dönüştürdüğü görülüyor.
Bu dönüşüm, yeni bir yönetimin politika değişikliğinin ötesine geçen, Trump’ın kurumları, teamülleri ve uluslararası hukuku bağlayıcı çerçeveler olarak değil, gerektiğinde aşılabilecek engeller gibi gören yönetim anlayışı ile belirginleşiyor. Amerikan çıkarı bu yaklaşımda ortak akıl, istişare ve hukuki kayıtlarla değil, büyük ölçüde başkanın kişisel güç tasavvuruyla öne çıkıyor. Trump Amerika’sı, kendisini uluslararası düzenin bekçisi olarak konumlandırmanın ötesine geçerek, düzenin kurallarını bizzat zorlayan ve hatta açıkça alaşağı etmekten çekinmeyen bir aktöre dönüştü.
Müttefikleriyle ilişkilerinde de benzer bir eğilim dikkat çekiyor: Washington, uluslararası düzen üzerinde etkili olacak kritik kararlarda dahi koordinasyon ve istişareyi öncelemektense, belirleyici gücü kendi elinde toparlayarak ittifak ortaklarını giderek daha zora sokan ve etkisiz kılan bir konuma sürüklüyor. Üstelik, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen, bütün kusurlarına ve uğradığı ihlallere rağmen, Batı ittifakı bir bütün ve bilinçli olarak BM Şartı ve uluslararası hukukla bağını koparmadı. Bugün ise özellikle Washington’ın attığı adımlar, yalnızca mevcut düzenin daha da aşınmasını değil, onun yerine nasıl bir sistemin kurulacağı sorusunu da ertelenemez biçimde gündemimize yerleştirdi.
Tam da bu nedenle mesele yalnızca İran savaşı ile sınırlı bir mesele değildir. Mesele, BM Şartı’nda açıkça yer alan kuvvet kullanma yasağının istisnalarının kim tarafından, hangi ölçütlerle ve ne ölçüde genişletilmesine karar verildiği; pratikte yaşanan bu durumun emsal olarak kabul görmesi halinde nasıl bir dünya düzenini oluşturmaya rıza gösterdiğimizdir. Daha açık bir ifadeyle mesele, hukukun istisnayı sınırlayan çerçeve olmaktan çıkıp, istisnanın hukuku belirlediği bir düzene doğru sürüklenip sürüklenmediğimizdir. Venezuela’da görevdeki bir devlet başkanının askerî güç kullanılarak yakalanması ile İran’a karşı BM Güvenlik Konseyi yetkisi olmaksızın başlatılan savaş, bu bakımdan birbirinden kopuk değil; aynı siyasî yönelimin iki ayrı tezahürüdür.
Değerlendirme notunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.