ProjectsResearchersWorking Paper SeriesSign Up
TR
Podcast & Media
News

Ebru Voyvoda: Türkiye’nin iklim taahhütleri karbon bütçesiyle uyumlu mu?

TEPAV’ın COP31 özel yazı dizisinde Prof. Dr. Ebru Voyvoda, Türkiye’nin iklim taahhütlerini karbon bütçesi ve tarihsel sorumluluk üzerinden değerlendiriyor. Net sıfır hedefine ulaşılırken üretilen toplam emisyonların önemine dikkat çeken Voyvoda, yenilenebilir enerji yatırımlarının kömürden çıkış takvimi ve adil geçiş politikalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.

Net sıfıra hangi yıl ulaşıldığı kadar, o tarihe kadar atmosfere ne kadar karbon salındığı da önem taşıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Voyvoda, TEPAV’ın COP31 özel yazı dizisi için kaleme aldığı “Karbon Bütçeleri, Tarihsel Sorumluluk ve Türkiye’nin İklim Taahhütleri” başlıklı değerlendirme notunda, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefini ve Ulusal Katkı Beyanı’nı bu çerçevede inceliyor.

Voyvoda, küresel ısınmayı sınırlamak için kalan karbon bütçesinin ülkeler arasında nasıl paylaşılacağını tartışıyor; Türkiye için geliştirilen emisyon azaltım senaryolarını değerlendiriyor. Ulusal taahhütlerin bilimsel bulgularla uyumunu ele alırken COP31’in adalet söyleminin hangi politikalarla uygulamaya dönüşebileceği üzerinde duruyor.

Toplam emisyon, net sıfırın takvimi kadar önemli

Voyvoda, iklim değişikliğini belirleyen temel unsurun atmosferde biriken toplam karbondioksit miktarı olduğunu hatırlatıyor. Karbon bütçesi, belirli bir sıcaklık sınırını aşmamak için atmosfere salınabilecek toplam karbondioksit miktarını ifade ediyor.

Yazıda kullanılan küvet benzetmesinde emisyonlar musluktan akan suya, doğal karbon yutakları ise giderden boşalan suya karşılık geliyor. Emisyonlar yutakların tutabildiği miktarı aştıkça atmosferdeki birikim artıyor. İklim değişikliğinin doğal yutakları zayıflatması da kalan bütçenin daha hızlı tükenmesine yol açıyor. Bu nedenle net sıfır taahhütlerinin değerlendirilmesinde, hedef yılına kadar izlenen azaltım yolu ve bu süreçte üretilen toplam emisyon belirleyici oluyor.

Tarihsel sorumluluğu yüksek ülkeler daha erken net sıfıra ulaşmalı

Karbon bütçesinin paylaşımı, ülkelerin geçmiş emisyonları, ekonomik kapasiteleri ve kalkınma ihtiyaçlarıyla yakından ilişkili. Voyvoda, sanayileşmesini erken dönemde fosil yakıtlarla tamamlayan ülkelerin, tarihsel sorumlulukları gereği net sıfıra küresel ortalamadan daha erken ulaşması gerektiğini belirtiyor.

Notta, Türkiye’nin karbon bütçesinin hesaplanmasında tarihsel kişi başı birikimli emisyonları eşitlemeyi esas alan yaklaşım ele alınıyor. Geçmişte daha fazla emisyon üreten ülkelerin sorumluluğunu hesaba katan bu yöntem, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere daha geniş bir hareket alanı tanıyor. Voyvoda, bu alanın da emisyonları hızla azaltma gereğini ortadan kaldırmadığına dikkat çekiyor.

Türkiye’nin kömürden çıkışı teknik ve ekonomik açıdan mümkün

İstanbul Politikalar Merkezi’nde yürütülen ve yazıda aktarılan çalışmalar, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla kömürden çıkışı birlikte ele alan bir dönüşümün teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir olduğunu gösteriyor.

İncelenen senaryoda, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının 2035’te 2021’e göre yüzde 35 azaltılarak 370 milyon ton karbondioksit eşdeğerine indirilmesi öngörülüyor. Rüzgâr ve güneş kapasitesinin artırılması, batarya depolama yatırımları ve kömürden çıkışın 2035–2036 itibarıyla tamamlanması bu dönüşümün temelini oluşturuyor. Binalarda elektrifikasyon, ulaşımda elektrikli araçlara geçiş ve sanayide verimlilik artışı da azaltımı destekliyor.

Bununla birlikte Voyvoda, bu iddialı senaryoda dahi toplam emisyonların Türkiye’nin 1,5°C ile uyumlu karbon bütçesini aştığını belirtiyor. Bu sonuç, dönüşümün hızının ve kapsamının artırılması gereğine işaret ediyor.

Yenilenebilir enerji yatırımları kömürden çıkışla tamamlanmalı

Türkiye’nin güncel Ulusal Katkı Beyanı, 2035 için bir emisyon üst sınırı belirliyor. Ancak azaltım hedefinin, emisyonların yükselmeye devam ettiği bir referans senaryoya göre tanımlanması, mevcut düzeylere kıyasla artışa alan bırakıyor.

Voyvoda, bu yaklaşımın emisyonların mutlak olarak azaldığı dönüşüm senaryolarının gerisinde kaldığını belirtiyor. Beyanın kömürden çıkışa ilişkin bir takvim içermemesine de dikkat çekiyor.

Yazıda, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasının önemi vurgulanırken bu yatırımların kömürden çıkışla birlikte planlanması gerektiği belirtiliyor. Kömürden çıkış takvimi bulunmadığında, yeni kapasitenin fosil yakıtları ikame etmek yerine artan elektrik talebini karşılamaya yönelebildiği hatırlatılıyor.

Kimseyi geride bırakmamak somut politikalar gerektiriyor

Türkiye’nin COP31 için açıkladığı “kimseyi geride bırakmama” ve “taahhütten uygulamaya geçiş” yaklaşımı, notun son bölümünde ele alınıyor.

Prof. Dr. Voyvoda, bu yaklaşımın Küresel Güney’e yönelik iklim finansmanıyla, kömür bölgelerindeki çalışanları ve kırılgan haneleri gözeten adil geçiş politikalarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Hakkaniyete dayalı karbon bütçesiyle uyumlu ulusal hedeflerin de bu bütünün parçası olduğunu belirtiyor. COP31’i, Türkiye’nin adalet söylemini somut uygulamalara dönüştürmesi açısından önemli bir sınav olarak değerlendiriyor.






Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Share