“Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir.”
Khaled Hosseini, Uçurtma Avcısı
Sahte diploma skandalı, ülkenin ana gündem maddelerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan en kapsamlı dijital kimlik sahteciliği vakalarından biriyle karşı karşıya olunduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Böylesine vahim bir olay, yalnızca bir “hacker vakası” veya teknik bir dijital güvenlik ihlali olarak değerlendirilemez. Asıl önem taşıyan husus, bu ölçekte bir girişimi mümkün kılan toplumsal zeminin nasıl oluştuğunu anlamaktır. Zira söz konusu skandal, e-imza ve e-Devlet gibi modern teknolojik altyapılara sahip bir ülkede, yetkisiz erişimle üretildiği iddia edilen sahte mezuniyet kayıtları veya sahte ehliyet belgelerinden ibaret değildir.
Hâlihazırda devam eden adli soruşturmalar çerçevesinde, Ankara’da iki ayrı iddianamede yüzlerce kişi hakkında dava açıldığı kamuoyuna yansımıştır. İddianamelerde aktarılan bilgilere göre, belirli şahıslar üniversitelerin öğrenci bilgi sistemlerine elektronik imza kullanarak yetkisiz şekilde erişmiş; mezun olmayan kişilere mezuniyet kaydı oluşturmuş, sınav sonuçlarını değiştirmiş ve bu değişiklikleri e-Devlet sistemine entegre etmiştir. İddialara göre, söz konusu yöntem aracılığıyla 400’den fazla akademisyenin sahte diploma kullanarak ünvan ve kamu görevi elde ettiği öne sürülmektedir. Her ne kadar yetkililer bu rakamların doğruluğunu reddetse de olay yükseköğretim alanında derin bir güven bunalımının varlığını ortaya koymaktadır.
Politika notuna buradan ulaşabilirsiniz.




