Türkiye, Paris Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmek ve 2053 net sıfır emisyon hedefini gerçekleştirmek için İklim Kanunu’nu yasalaştırmaya hazırlanıyor. Söz konusu yasa, emisyonların azaltılması, yenilenebilir enerji kullanımının teşvik edilmesi ve yeşil finansman mekanizmalarının güçlendirilmesini içeren kapsamlı bir çerçeve sunarken Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) uygulamasını da getirecek. ETS ile karbon salımlarını azaltmak için, “kirleten öder” prensibi uyarınca karbon fiyatı belirlenecek. Karbon fiyatının ETS ile belirlenmediği hallerde ise karbon vergisi gündeme gelecek. Karbon fiyatı ve vergisi, karbon yoğun faaliyetlerin maliyetini artırarak işletmeleri çevre dostu alternatiflere yönlendirmeyi hedefliyor. Bu mekanizma hem salımları azaltmaya hem de Türkiye’nin yeşil dönüşümünü hızlandırmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, İklim Kanunu karbon fiyatı ve karbon vergisi gibi düzenlemelerin başarısı yalnızca yasal çerçeveye bağlı kalmıyor, aynı zamanda toplumsal kabul ve destekle güçlenmesi gerekiyor. Zira karbon fiyatı ve vergisi, sera gazı salımını azaltma ve yeşil dönüşümü hızlandırma amacı taşırken maliyet artırıcı bir unsur olarak algılanabilir. İşte bu noktada doğru bir iklim iletişimi stratejisine ihtiyaç var.
13 Kasım’da COP29 kapsamında Yeşil İklim Fonu (GCF), BBC Media Action, Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Ofisi (UNDRR) ve Küresel Yeşil Büyüme Enstitüsü (GGGI) iş birliğiyle "İklim İletişimini Anlamak: Dünyayı Kurtaracak Hikayeler" etkinliğine ev sahipliği yaptı. GCF’nin bu ilk iklim iletişimi etkinliği iklim iletişiminin dönüştürücü gücüne dikkat çekmeyi amaçladı.
Değerlendirme notunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.




