Arşiv

  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Türkiye ekonomisi neden yavaşlıyor?

    Güven Sak, Dr.17 Eylül 2014 - Okunma Sayısı: 1805

    Yüzde 10 büyüme ve yüzde 10 cari işlemler açığı sürdürülemez olduğu için hükümet, önce faiz oranını yükseltti. Ardından tüketici kredileri için gereken sermaye yeterliliği oranını artırdı. Kredi genişlemesi yavaşlarken, Türkiye ekonomisi yavaşladı.

    Amerikan ekonomisinin yıllık büyüme hızı bugünlerde yüzde 1’lerden yüzde 3’e doğru yükseliyor. Türkiye ekonomisinin yıllık büyüme hızı ise yüzde 10’lardan yüzde 3’e doğu düşüyor. Bu çerçevede, Türkiye ekonomisi Amerikan ekonomisine yakınsıyor diyebiliriz herhalde. Onlar aşağıdan, biz yukarıdan karşılıklı yüzde 3’lük büyümeye doğru yakınsıyoruz. Daha doğru bir ifadeyle; Türkiye ekonomisi, yıllık büyüme hızı açısından, Amerikan ekonomisine yakınsıyor. 2014 yılı ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları daha geçenlerde açıklandı. Durum tam olarak böyle.

    Ama ne yazık ki benzerlik burada bitiyor. Amerikan ekonomisindeki cari işlemler açığı, içinden geçilen küresel krizin başı ile bugün arasında yüzde 5’lerden yüzde 2,5’lere doğru geriledi. Türkiye ekonomisinde ise cari işlemler açığı, krizin başlarında olduğu yerden daha yüksekte bir yerde duruyor. Yıllık büyüme oranı yüzde 10’dan yüzde 3’e gerilerken, cari işlemler açığı yüzde 10'dan yüzde 6,5’e doğru seyir izliyor. Buradan bakınca Türkiye, bir düşük büyüme–yüksek cari açık sarmalına giriyor gibi duruyor.

    Kişi başına düşen milli gelir açısından karşılaştırıldığında, Türkiye ile ABD arasında 1970’lerden itibaren belirgin bir yakınsama eğilimi gözlemlenmiyor. 70’li yıllarda Türkiye’nin milli gelirinin ABD’nin milli gelirine oranı, yüzde 20’ler mertebesindeydi. Son 40 yılda çatlaya patlaya Amerikan milli gelirinin ancak yüzde 25’ine ulaşabildik.

    Zira ulaşmaya çalıştığımız hedef bizden daha hızlı koşuyor. Biz ise hep olduğumuz yerde kalıyoruz. Türkiye ekonomisi büyüyor diyerek öğünüyoruz. Fakat büyümeye rağmen millet bir türlü zenginleşemiyor. Buyurun, size hazin bir Türkiye hikayesi! Son 40 yıl içinde Türkiye, ekonomik yapısını değiştirdi. Ancak esasen ortada değişen pek bir şey yok.

    Ekonomideki büyümenin yavaşlamasının sebepleri

    Türkiye ekonomisi neden yavaşlıyor? Burada beş temel sebepten bahsedebiliriz:

    1) Türkiye hükümetinin, ekonominin yavaşlamasını istemesi. Yüzde 10 büyüme ve yüzde 10 cari işlemler açığı sürdürülemez olduğu için hükümet, önce faiz oranını yükseltti. Ardından tüketici kredileri için gereken sermaye yeterliliği oranını artırdı. Kredi genişlemesi yavaşlarken, Türkiye ekonomisi yavaşladı. İlk tespit budur. Türkiye ekonomisi bugün yavaşlıyorsa, öncelikle hükümetimiz yavaşlamasını istediği için yavaşlıyor.

    2) Türkiye ekonomisinin yavaşlayarak, Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırım sürecine daha az riskli bir ülke olarak girmeyi planlaması. Cari işlemler açığı ne kadar yüksekse, risk o kadar fazladır. Merkez ülkelerdeki parasal genişleme, bizim gibi ülkelerde risk birikimine yol açtı. Şimdi hükümetimizin azaltmaya çalıştığı tam da bu risk. Amerikan ekonomisinde FED’in faiz artırımı başladığında, Türkiye ve benzeri ülkelerin bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz bir durum. Şimdi buna uyum gösteriyoruz. Yani çok yüksekten düşmemek için büyüme hızımızı azaltarak zaten olacak olana intibak etmeye çalışıyoruz. Kötü değil, iyi.

    3) Türkiye ekonomisi artık kapasite kısıtlarına çarpıyor. Ortada parasal genişlemeden çıkış süreci olmasa dahi Türkiye ekonomisinin yavaşlayacağını beklemek gerekiyor. Gelin birkaç örnek verelim. Öncelikle Türkiye’nin daha hızlı büyüyebilmek için daha nitelikli bir işgücüne ihtiyacı var. 10 yılda beş Milli Eğitim Bakanı değiştirerek daha nitelikli bir işgücü oluşturulamaz. Yapılan çalışmalar, eğitim reformlarının meyvelerinin en az 6 yılda alınabildiğini gösteriyor. O zaman nedir? Daha zordur.

    Diğeri konu iş kazaları. Neden Türkiye’de bu kadar çok iş kazası oluyor? Bence sorunun yanıtının esasen nitelikli işgücü kısıtlılığı ile bir alakası bulunuyor. İkincisi; ülkede hukukun üstünlüğü ve kural hakimiyeti olmadan nitelikli iş olmuyor. Mahkemelerin çalışmadığı yere yatırımcı gelmiyor. Üçüncüsü; öncelikleri doğru saptamak gerekiyor. Başka ülkelerde iş kazalarında daha az insan ölüyor.

    Başka ülkelerde ihale verirken, iş güvenliği, işçi sağlığı tedbirleri için harcanması gereken tutarı devlet ek olarak ayrıca veriyor. İstekliler, teklif edecekleri tutarı hesaplarken, iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili harcamaları hesaba katmıyor. Şirketin teklifini, iş güvenliği tedbirleri maliyeti hariç olmak üzere alıyor. Devlet bu gibi harcamalar için gerekli kaynağı işi yapana ayrıca aktarıyor. Ne ekersen onu biçersin.

    4) Türkiye ekonomisinin risklerini azaltmaya yönelik tedbirlerin tümünün idari kararlar olması. Türkiye ekonomisine güveni olumsuz etkileyen en önemli faktör nedir? Ekonominin geleceği açısından Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın bir nevi çıpa işlevi görmesi. Peki, bu neden böyledir? Yanıt gayet basit. Not edeyim. Altını çizeyim. Türkiye ekonomisini yavaşlatarak risklerini azaltma doğrultusunda alınan bütün tedbirler, idari kararlardır. Hiçbiri, hükümet politikası niteliğinde değildir.

    Örneğin; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), tüketici kredileri için yüksek kredi yeterliliği oranı talep ediyor. Merkez Bankası (MB) da faiz oranını belli bir seviyede tutuyor. Bunların hiçbiri hükümet kararı değildir. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı (Ali Babacan) değişirse, bunların hepsi bir gecede değişebilir. Türkiye ekonomisinin risk algısını artıran bir faktör de budur. İyi midir? Kötüdür.

    5) Haziran 2015’teki genel seçimlerde, Sayın Babacan ile beraber üç dönem kuralını dolduran pek çok tanıdık siyasetçinin artık ortadan çekilecek olması. Bakın bu da bir risk unsurudur. Şimdiye kadar başarılı bir geçiş döneminin içinden geçiyoruz. Ama herkes 10 ay içinde bir seçim yapılacağını da biliyor.

    Peki, ne olabilirdi? Mesela; Türkiye mali kuralı bir hükümet politikası olarak kabul ederek bütçe harcamalarına bir üst limit koyabilirdi. O vakit, ekonominin geleceği de kişilere değil, kurallara bağlı olurdu. Alınan tedbir de hükümet ve parlamento kararı haline gelir ve böylece değişmesi birazcık daha zorlaşırdı.Oysa Türkiye, tarihi bir hata yaptı. Cari işlemler açığı ile mücadelede en önemli araçlarından biri olan mali kuralı kabul etmedi.

    Benim gördüğüm şudur: Türkiye mali kuralı kabul etmiş olsaydı, bugüne kadar olmuş olanlar yine olurdu. Ne olmazdı? Ekonominin geleceği ile ilgili kuşkular bu kadar yoğunlaşmazdı. Türkiye ekonomisi daha az kırılgan olurdu. Ben bakıyorum, bakıyorum ve böyle görüyorum.

    Aslında hâlâ geç kalmış sayılmayız.

     

    Bu köşe yazısı 17.09.2014 tarihinde Al Jazeera Turk'te yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır