The articles and opinions on the TEPAV website are solely those of the authors and do not represent the official views of TEPAV.
© TEPAV, all rights reserved unless otherwise stated.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Campus, Section 2, 06560 Söğütözü-Ankara
Phone: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV is a non-profit, non-partisan research institution that contributes to the policy design process through data-driven analysis, adhering to academic ethics and quality without compromise.
TEPAV’ın “Türkiye’nin emisyon haritası: Mekânsal ve sektörel dağılım yeni yasa için ne anlatıyor?” başlıklı analizine göre, Türkiye’nin iklim politikalarında farklı emisyon profilleri ve yerel dinamikler yeterince dikkate alınmıyor. Sürdürülebilir ve adil bir dönüşüm için kapsamlı yerel yaklaşımlar şart.
Türkiye’nin uzun süredir beklenen İklim Kanunu, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Paris Anlaşması sonrasında önemli bir adım olarak değerlendirilen kanun, Türkiye’nin iklim politikalarına genel bir çerçeve sunuyor. Ancak yapılan değerlendirmeler, yasanın şehirlerin ve sektörlerin farklı emisyon profillerini yeterince gözetmediğini ortaya koyuyor. Bu durum, adil ve kapsayıcı bir geçiş süreci için ikincil düzenlemelerin önemini gündeme getiriyor.
TEPAV tarafından hazırlanan “Türkiye’nin emisyon haritası: Mekânsal ve sektörel dağılım yeni yasa için ne anlatıyor?” başlıklı analizde, Türkiye’deki emisyon yoğunluğunun özellikle ulaşım, atık yönetimi ve elektrik üretimi sektörlerinde yoğunlaştığı belirtiliyor. 2024 yılı verilerine göre, ulaştırma sektörü 141 milyon ton CO₂e ile en yüksek emisyona sahip alan olarak öne çıkıyor. Atık sektörü 140 milyon tonla ikinci sırada yer alırken, onu elektrik üretimi sektörü izliyor. Emisyonların yoğunlaştığı diğer sektörler ise sanayi, binalar ve tarım olarak sıralanıyor.
Büyük şehirler ve enerji üretim merkezleri dikkat çekiyor
Şehir bazında yapılan değerlendirmeler, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerin yanı sıra, Zonguldak ve Çanakkale gibi elektrik üretiminin fosil yakıt temelli olduğu illerde de emisyon oranlarının yüksek olduğunu gösteriyor. Bu illerdeki karbon salımının büyük kısmı, kömürle çalışan termik santrallerden kaynaklanıyor. Bu veriler, yerel ölçekte dönüşüm ihtiyacının altını çizerken söz konusu dönüşümün sosyal ve ekonomik etkilerinin de dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.
Yerel farklılıklar politikaya yansıtılmalı
Çalışmaya göre, Türkiye’deki şehirlerin emisyon kaynakları ve yapısal özellikleri birbirinden oldukça farklı. Bu nedenle, iklim politikalarının yalnızca merkezi düzeyde belirlenmesi yerine, yerel aktörlerin—sendikalar, özel sektör temsilcileri, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları—katılımıyla şekillendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Yerel koşulları gözeten politikaların, iklim hedeflerinin sosyal meşruiyetini ve uygulanabilirliğini artıracağına dikkat çekiliyor.
Adil geçiş tanınıyor ama uygulama zayıf
İklim Kanunu’nda “adil geçiş” kavramı yalnızca kısa bir tanımla yer allyor ve karbon piyasalarından elde edilecek gelirin yüzde 10’unun bu sürece ayrılması öngörülüyor. Ancak bu yaklaşım, kapsam ve uygulama açısından sınırlı bulunuyor. Uluslararası uygulamalarda adil geçiş; kırılgan grupların dışlanmadan sürece dahil edilmesi, alternatif istihdam ve eğitim olanaklarının geliştirilmesi gibi çok boyutlu bir dönüşümü ifade etmektedir. Türkiye’de ise adil geçişin hangi sektörleri kapsayacağı, hangi grupların önceliklendirileceği ve bu sürecin nasıl yönetileceğine ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor.
Uygulanabilir bir yol haritası oluşturulmalı
Özellikle emisyon yoğunluğu yüksek olan şehirlerde iklim politikalarının etkili olabilmesi için, adil geçişin sadece bir prensip olarak değil, somut politika araçlarıyla desteklenen bir uygulama alanı olarak ele alınması gerekiyor. TEPAV’ın değerlendirmesi, bu yönde atılacak adımların hem çevresel hem de toplumsal sürdürülebilirlik açısından kritik olduğuna işaret ediyor.
Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.
06/08/2025
18/07/2025
11/06/2025
10/06/2025
29/05/2025