TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

İklim politikası artık yalnızca hedef koyma meselesi değil. Emisyonları azaltmak, iklim risklerine hazırlanmak ve dönüşümün toplumsal maliyetlerini yönetmek; merkezi yönetimden yerel yönetimlere, finans kuruluşlarından işletmelere, çalışanlardan tüketicilere kadar geniş bir kesimin aynı yönde hareket etmesini gerektiriyor. Bu nedenle bir programda hangi hedeflerin yer aldığı kadar, bu hedeflerin kimler tarafından, hangi araçlarla ve nasıl bir iş birliği içinde uygulanacağı da önem taşıyor.
6 Eylül 2026’da yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı, iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil dönüşüme geniş yer ayırıyor. İklim Kanunu’nun uygulanması, Emisyon Ticaret Sistemi, yeşil taksonomi, sürdürülebilirlik raporlaması, yerel iklim eylem planları ve adil geçiş programı başlıca unsurları arasında. Uluslararası karbon piyasaları, yeşil meslekler, tarımsal iklim riskleri ve çevresel verilerin finansal kararlarda kullanılması da bu çerçeveyi tamamlıyor.
Ancak bu başlıkların tamamı ilk kez gündeme gelmiyor. Son üç OVP birlikte okunduğunda, iklim politikasında belirgin bir süreklilik görülüyor. Yeni programın ayırt edici yanı ise bazı alanlarda hazırlıktan uygulamaya ve kurumsallaşmaya geçişi daha açık biçimde tarif etmesi. Dolayısıyla yalnızca “OVP’de iklimle ilgili neler var?” sorusuna değil, “Önceki programlardan devralınan hedefler hangi aşamaya geldi, yeni olan ne ve bütün bu araçlar nasıl birlikte işleyecek?” sorularına da bakmak gerekiyor.
Üç program, aynı gündemin farklı aşamaları
2025–2027 OVP, iklim mevzuatının tamamlanması, ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin hukuki altyapısının kurulması, yeşil taksonominin oluşturulması ve sürdürülebilirlik raporlaması kapasitesinin geliştirilmesi gibi hazırlık hedeflerini öne çıkarıyordu.
2026–2028 OVP’de bu hedeflerin büyük bölümü korundu; fakat kullanılan dil uygulamaya doğru değişmeye başladı. Emisyon Ticaret Sistemi’nin hayata geçirilmesi, buradan elde edilecek gelirlerin yeşil dönüşümün finansmanında kullanılması ve yeşil taksonomi mevzuatının tamamlanması öngörüldü. Bütün illerde yerel iklim eylem planlarının hazırlanmasıyla bu planlara yönelik karar destek ve izleme araçları da programa girdi.
2027–2029 OVP ise aynı çizgiyi sürdürürken bazı araçları daha somut hale getiriyor:

Not: Tablo, üç OVP’de yer alan politika ve tedbirlerin bire bir aktarımı değil, programlar arasındaki yön değişimini görünür kılmak amacıyla hazırlanmış karşılaştırmalı bir özettir.
Bu tablo, yeni OVP’nin iklim gündemini sıfırdan kurmadığını; önceki programlarda tanımlanan araçları bir sonraki aşamaya taşımayı hedeflediğini gösteriyor. Bu süreklilik doğal. Bir karbon piyasasının kurulması, yerel iklim planlarının uygulanması ya da işgücünün dönüşüme hazırlanması tek bir program döneminde tamamlanabilecek işler değil. Yine de aynı hedeflerin bir programdan diğerine taşınması, kaydedilen ilerlemenin daha görünür biçimde paylaşılması ihtiyacını artırıyor.
Yeni programda öne çıkan üç bağlantı
İlk yenilik, karbon fiyatlandırmasının uluslararası boyutunun daha belirgin hale gelmesi. Program; uluslararası karbon piyasalarına katılım için bir uygulama çerçevesi geliştirilmesini, uluslararası havacılığın karbon denkleştirme yükümlülüklerine yönelik altyapının kurulmasını ve karbon kredilerinin kullanımını öngörüyor. Böylece ulusal Emisyon Ticaret Sistemi, dış ticaret ve uluslararası yükümlülüklerle daha doğrudan ilişkilendiriliyor.
İkinci yenilik, adil geçişin yalnızca analiz ve strateji başlığı olmaktan çıkarılıp uygulama ve izleme konusu haline gelmesi. Bölgesel ve sektörel düzeyde hazırlanması planlanan Yeşil Dönüşüm İşgücü Piyasası ve Meslek Haritası; yeni iş alanlarını, dönüşümden etkilenecek meslekleri, iş kaybı risklerini ve beceri ihtiyaçlarını görünür kılmayı amaçlıyor. Aynı dönemde Ulusal Adil Geçiş Stratejisi için uygulama, eş güdüm, izleme ve değerlendirme mekanizması kurulması hedefleniyor.
Üçüncü yenilik ise iklim verisinin farklı karar alanlarıyla daha açık biçimde buluşturulması. Tarımda iklim verileri ve risk projeksiyonlarının üretim planlamasında kullanılması; erken uyarı, dayanıklı üretim ve üreticilerin sosyal ve finansal dayanıklılığının birlikte ele alınması öngörülüyor. Çevresel performans verilerinin dijital altyapılar üzerinden finansal kararlara aktarılması da benzer bir bağlantı kuruyor. Su yönetiminde alternatif kaynaklar ve yeniden kullanım için mevzuat hazırlıkları da bu uyum çerçevesinin bir parçası.
Asıl mesele uygulama zinciri
Bu hedeflerin her biri kendi başına anlamlı. Ancak programın başarısı, aralarında kurulacak bağa bağlı olacak. Meslek haritasında belirlenen beceri ihtiyacı eğitim programlarına yansımıyorsa, iş kaybı riski taşıyan çalışanlar sosyal koruma ve istihdam araçlarıyla buluşmuyorsa ya da işletmelerin ürettiği çevresel veri finansman kararlarında karşılık bulmuyorsa, hazırlanan araçların etkisi sınırlı kalabilir.
Aynı durum merkezi hedeflerle yerel uygulamalar arasındaki ilişki için de geçerli. Bütün illerde iklim eylem planı hazırlanması ortak bir yön sağlayabilir; ancak illerin riskleri, mali kaynakları ve teknik kapasiteleri aynı değil. Planların yerel ihtiyaçlara uyarlanması, sorumlu kurumların belirlenmesi ve uygulamanın düzenli izlenmesi gerekecek.
İşletmelere yönelik finansman ve danışmanlık destekleri, sürdürülebilirlik raporlaması çalışmaları ve sosyal diyalog mekanizmaları halihazırda mevcut. Bu nedenle yeni araçlar önerirken sıfırdan başlandığı varsayılmamalı. Sorulması gereken, mevcut çalışmaların yeni hedeflerle nasıl bütünleştirileceği ve farklı kesimlere ne ölçüde ulaşabildiği. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman dışındaki teknik bilgi, veri üretme, mevzuatı anlama ve proje geliştirme ihtiyaçlarının ne ölçüde karşılandığı izlenmeli.
Burada iklim iletişimi, tamamlanmış politikaların sonradan kamuoyuna anlatılmasından daha geniş bir işleve sahip. Teknik hedeflerin farklı kesimler için anlaşılır ve kullanılabilir bilgiye çevrilmesi, ilgili tarafların karar süreçlerine katılması, uygulama sonuçlarının paylaşılması ve sahadan gelen geri bildirimin yeni kararlara yansıması aynı zincirin parçaları. Başka bir ifadeyle iletişim, uygulamanın vitrini değil; uygulama kapasitesinin unsurlarından biri.
Bir programdan diğerine taşınan hedefler nasıl izlenecek?
Son üç OVP’de bazı hedefler farklı ifadelerle tekrar ediyor. Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Stratejisi ve Eylem Planı bunlardan biri. Emisyon Ticaret Sistemi, yeşil taksonomi ve ikincil mevzuat çalışmalarında da benzer bir devamlılık var. Buradaki sorun hedeflerin tekrarlanması değil; her program döneminde hangi aşamaya ulaşıldığının dışarıdan kolayca görülememesi.
Bir önceki OVP’deki tedbirlerin hangilerinin tamamlandığı, hangilerinin sürdüğü ve geciken çalışmaların önünde hangi teknik, mali ya da kurumsal engellerin bulunduğu düzenli olarak paylaşılabilir. 2027–2029 OVP’nin ilk yılına ilişkin ayrıntıların 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda yer alması bekleniyor. Sorumlu kurumların, takvimin ve ölçülebilir göstergelerin burada açıkça tanımlanması, genel hedeflerle uygulama arasındaki bağı güçlendirebilir.
İzleme yalnızca “mevzuat yayımlandı mı, plan hazırlandı mı, sistem kuruldu mu?” sorularıyla sınırlı kalmamalı. Yerel iklim planlarının sahada hangi riskleri azalttığı, meslek haritasının eğitim ve istihdam programlarını nasıl değiştirdiği, çevresel verinin işletmelerin finansmana erişiminde ne ölçüde karşılık bulduğu da değerlendirilmelidir. Çünkü idari bir işin tamamlanması ile iklimsel, ekonomik ve toplumsal sonuç üretmesi aynı şey değil.
Hedeflerden ortak uygulamaya
2027–2029 OVP, Türkiye’nin iklim politikasına bütünüyle yeni bir yön vermekten çok, önceki programlarda hazırlığı başlatılan araçları uygulama ve kurumsallaşma aşamasına taşımayı amaçlıyor. Uluslararası karbon piyasaları, yeşil meslek haritası ve adil geçişin uygulama ve izleme mekanizması ise mevcut çerçeveyi belirgin biçimde genişletiyor.
Bu hedeflerin karşılık bulması için yeni kurumlar veya araçlar kadar, mevcut yapıların birbirine nasıl bağlanacağına da odaklanmak gerekiyor. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler, çevresel veri ile finansman, meslek haritası ile eğitim, dönüşüm hedefleri ile sosyal koruma arasında açık bağlantılar kurulması bu açıdan kritik.
OVP iklim alanında yönü gösteriyor. Bundan sonraki soru ise kısa ve somut: İyi, güzel; ama nasıl? Yanıt, yalnızca hazırlanacak mevzuatta ve planlarda değil; sorumlulukların açıklığında, uygulama kapasitesinde, ölçülebilir sonuçlarda ve toplumla kurulacak çift yönlü iletişimde aranmalı.