TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Günümüzde, televizyonda yayımlanan Türk dizilerinde romantik ilişki yaşayan karakterleri canlandıran oyuncular arasında ortalama yaş farkı 9,5 yıldır.
Bu cümlede yaşça büyük olanın kadın oyuncu mu yoksa erkek oyuncu mu olduğu belirtilmemiş olmasına rağmen genel eğilim, erkek oyuncunun romantik partnerini canlandıran kadın oyuncudan yaşça büyük olduğunu varsayma yönündedir.
Bu eğilimi, A. E “heuristics” (bilişsel kestirmeler) kavramıyla anlamlandırmak mümkündür. Tversky ve Kahneman’a (1974) göre bir olayın ya da durumun gerçekleşme veya gerçek olma olasılığı, o olay ya da durumla ilgili örneklerin zihne ne kadar kolay geldiğiyle (erişebilirlik) değerlendirilebilinir (availability heuristic). Ayrıca söz konusu durumla karşılaşma sıklığı, o durumun kolayca hatırlanmasına sebep olan faktörlerdendir (ss. 1127-1128).
Başka bir ifadeyle, televizyonda geçmişten bu yana sıkça tekrarlanan erkek oyuncunun romantik partnerini canlandıran kadın oyuncudan yaşça büyük olması örüntüsü, izleyicinin zihinde kalıcı bir yer edinir. Böylece zihin, belirsizlik durumunda (örneğin yukarıdaki cümlede hangi oyuncunun yaşça büyük olduğu), sık karşılaştığı bu örüntüye dayanarak erkek oyuncunun kadın oyuncudan yaşça büyük olduğu sonucuna varır. Ancak bu yargının sebebi Türk dizilerinde rastlanan yaş farkıyla sınırlı değildir.
Dizilerde kadın ve erkek oyuncuların yaşlara göre temsili
ABD yapımı ve Türk yapımı televizyon dizilerinde kadın ve erkek karakterlerin yaş dağılımındaki eğilim benzerdir (ABD yapımı dizilerle ilgili istatistik, 1997 senesinden bu yana ABD yapımı dizilerde kadınların temsilini ve istihdamını inceleyen “Boxed In” Projesi'nin 2024-2025 dönemini kapsayan raporundan alınmıştır. İncelenen Türk yapımı diziler: Veliaht, Uzak Şehir, Eşref Rüya, İnci Taneleri, Kızılcık Şerbeti, Güller ve Günahlar, Sevdiğim Sensin, Taşacak Bu Deniz, Çarpıntı, Aile Bir İmtihandır. Dizilerin internet sayfasında yer alan oyuncular temel alınarak hesaplama yapılmıştır). Her iki ülkede de kadın oyuncular erkek oyunculara kıyasla daha genç yaş gruplarında yoğunlaşmaktadır.
Türk televizyon dizilerinde kadın oyuncuların %52,8’i 20’li ve 30’lu yaşlardayken erkek oyuncuların %57,9’u 30’lu ve 40’lı yaşlardadır. Bunun yanı sıra hem Amerika hem Türkiye yapımı televizyon dizilerinde ileri yaşlardaki erkek oyuncuların ekrandaki görünürlüğü, kadın oyunculara göre belirgin şekilde daha fazladır. 40 yaş ve üzeri oyunculardaki dağılıma bakıldığında Türk televizyon dizilerinde erkek oyuncuların oranı (%63,2) kadın oyuncuların oranından (%47,2) daha yüksektir. Ayrıca Türk televizyon dizilerinde 50 yaş ve üzerindeki erkek oyuncuların oranı %35,2 iken bu oran kadın oyuncularda %25,4’te kalmaktadır. Dikkat çekici diğer bir istatistik de Türkiye’deki televizyon dizilerinde 20’li yaşlardaki kadın oyuncuların oranının (%27,3), aynı yaş grubundaki erkek oyuncuların oranının (%8,8) üç katının üzerinde olmasıdır.
ABD dizilerinde 60 yaş ve üstü erkek oyuncuların oranı kadın oyuncuların yaklaşık iki katıdır. Türkiye’de ise 60 yaş ve üzerindeki kadın ve erkek oyuncu oranı birbirine yakındır; hatta 60 yaş ve üzerindeki kadın oyuncuların oranı (%9,1) erkek oyuncuların oranının (%8,6) biraz üzerindedir. Bu durum, yazının ilerleyen kısımlarında ele alınacak ileri yaş gruplarındaki kadın oyunculara verilen “ailenin toparlayıcısı" rolüyle açıklanabilir.
Yine de hem ABD hem de Türkiye’deki televizyon dizilerinde, yaş alan erkek karakterler ekranda daha fazla yer alırken kadın karakterler ağırlıklı olarak genç yaşlarda temsil edilmektedir.
Türk televizyon dizilerinde romantik eşleşmelerde temsil sorunu
Güncel 10 Türk televizyon dizisindeki 31 romantik eşleşmenin yalnızca %12,9’unda kadın oyuncu partnerinden yaşça büyükken %87,1’inde erkek oyuncu yaşça büyüktür. Bu oranlar, dizilerde erkek oyuncuların romantik ilişkilerde yaşları büyük taraf olduğunu göstermektedir.
Erkek oyuncuların yaşlarının kadın partnerlerinden daha büyük olduğu bu eşleşmelerin %55,6’sında yaş farkı 1-10 yıldır. Bu grubun yaklaşık yarısındaki (%25,9) yaş farkı 1-5 yıl, diğer yarısındaki (%29,6) yaş farkı 6-10 yıldır. Kalan eşleşmelerde erkeklerin %33,3’ü kadın partnerlerinden 11-20 yaş, %11,1’i ise 21 yaş ve daha büyüktür. Kadın oyuncular romantik partnerlerini canlandıran erkek oyunculardan en fazla 5 yaş büyük olabilirken erkek oyuncular, kadın partnerlerinden 23 yaş büyük olabilmektedir. Bu veriler Türk dizilerinde romantik ilişkilerde erkek oyuncuların çoğunlukla kadın oyunculardan belirgin şekilde yaşlı olduğunu göstermektedir.
Erkek oyuncunun romantik partnerini canlandıran kadın oyuncudan yaşça büyük olması yeni bir durum değil, süregelen bir temsil sorunudur.
Ezel (1974) ve Eyşan (1980), Leyla (1987) ve Mecnun (1976), Behzat Ç. (1970) ve Savcı Esra (1976), Hatırla Sevgili; Yasemin (1984) ve Ahmet (1973), Onur (1970) ve Şehrazat (1982), Ruhsar (1973) ve Mahzar (1964), İkinci Bahar; Hanım (1945) ve Ali Haydar (1941) gibi kültleşmiş romantik partnerlerde de erkek oyuncunun kadın oyuncudan büyük olduğu gözlemlenebilir.
Bununla birlikte kadın ve erkek oyuncuların neredeyse aynı yaşta olduğu eşleşmeleri görmek de mümkündür; Gülbeyaz (1973) ve Kadir (1972), Yabancı Damat; Nazlı (1980) ve Niko (1981), Menekşe (1982) ve Halil (1983) gibi.
Ayrıca -sayıca daha az olmakla birlikte- Zeyno (1969) ve Memoli (1977), Tatlı Hayat; Sevinç (1945) ve İhsan (1954) gibi kadın oyuncunun erkek oyuncudan 5 yaştan büyük olduğu romantik partnerlik örnekleri de mevcuttur.
Bu örneklerden de hareketle televizyonda yayımlandığı dönemde dizide jön oynayan erkek oyuncular günümüzde başrol oynamaya devam ederken aynı dönemde jön fi oynayan kadın oyuncular, bugün çoğunlukla yardımcı rol, yan rol ya da konuk oyuncu olarak, daha genç bir kadınla aldatılan eş, “fedakâr ve cefakâr” anne ya da ailenin büyük teyzesi/halasını canlandırmaktadır. Oyuncu Nur Sürer’in ifadesiyle “Bir zamanlar sevgili oynadığın adam şimdi senin çocuğunu, kardeşini oynuyor. Ama aynı yaşta olduğumuz adamların karılarını hep genç oyuncular oynuyor” (Saktanber, 2023). Yani erkek oyuncular için yaşlanmak rol çeşitliliğini kısıtlayan ana etkenlerden biri değilken kadın oyuncular için yaşlanmanın, canlandırdıkları rollerdeki çeşitliliği ve anlatıyı sınırlandıran bir etken olduğu söylenebilir. Oyuncu Deniz Çakır da bu durumla ilgili “Kadınlara raf ömrü varmış gibi bakıldığı için, erkek aynı kalıyor, [romantik partnerini canlandıran] kadınlar güncelleniyor” ifadesini kullanmıştır (“Deniz Çakır’dan dizi sektörüne eleştiri”, 2026). Sürer ve Çakır’ın vurguladığı sektörel dinamik, Lauzen ve Dozier (2005, s. 437) tarafından şu şekilde özetlenmiştir: “Medya ortamında yaş ve cinsiyet temsiline ilişkin araştırmalar, erkeklerin kadınlara kıyasla ekranda daha uzun ve canlı kariyerlere sahip olduğunu göstermiştir. Bu çifte standart, çok sayıda erkek karakterin en az 40’lı yaşlarına kadar yaşlanmasına olanak tanırken birçok kadın karakter 20’li ve 30’lu yaşlarında neredeyse dondurulmuş kalmaktadır”.
Kısacası, yaşlanma süreci erkek ve kadın oyuncular için aynı biçimde ilerlemez. Erkek oyuncular için yaş; deneyim ve karizma ile ilişkilendirilirken kadın oyuncular için ekrandaki görünürlüklerinin azalmasını beraberinde getirir. Böylece kadın ve erkek oyuncuların kariyer yolları da yaşla birlikte farklılaşmaktadır.
Ekran dışına yansımalar
Türk dizi sektöründeki bu çifte standart, yalnızca kadın oyuncuları ilgilendiren bir mesele değildir. Zira yaşlanma olgusunun kadın ve erkekte farklı yansıtılması, toplumun halihazırda kadının aleyhine olan yaklaşımını pekiştirmektedir. Kadın oyuncular yaşlandıkça aile içindeki rolleriyle ve çoğunlukla çocuklarıyla/torunlarıyla/yeğenleriyle kurdukları ilişki üzerinden öne çıkan karakterleri canlandırmaktadır. Burada “aile içindeki rol” ile kastedilen, ister ev hanımı ister ev dışında kariyer sahibi bir kadın olsun, kadın karakterin anlatısında aile içi “sorumlulukların” ön planda olmasıdır. Bu anlatıda kadın karakter aile fertlerinin ihtiyaçlarını kendi istek ve arzularının önüne koyar. Ayrıca harcadığı “duygusal emek” (örneğin ailede huzuru sağlamak için kendi duygularını bastırmak veya aile bireyleri arasındaki anlaşmazlıklarda sürekli arabulucu olmak) doğal bir görevmiş gibi sunulur. Türkiye yapımı televizyon dizilerinde annelik rolü, çoğunlukla çocukların yaşından bağımsızdır. Çocuklar orta yaşta da olsalar, kadın karakterler onların ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü figürler olarak yansıtılırlar. Bu beklentinin dışına çıkan anlatılarda kadın karakter ya "kötü anne" ya da hayatını yönetemeyen, çoğu zaman ruhsal açıdan kırılgan bir kadın olarak gösterilir.
Peki, burada görünmez olan nedir?
Görünmez kılınan; ileri yaştaki bir kadının kendi istek ve ihtiyaçları, aile fertleriyle ilişkisinin ötesindeki duyguları ve his dünyası, anne olmayı tercih etmemiş olma ihtimali, bireysel arzuları ve özerk tercihleridir. Başka bir ifadeyle, yaş almış kadın karakterin dizideki diğer karakterlerden bağımsız bir özne olarak var olma imkânı çoğu zaman anlatının dışında bırakılır.
Anne olmayan ileri yaşlardaki kadın karakterler ya acımasız, erkek düşmanı, yalnız, işkolik ve travmatik geçmişe sahip "kötü" figürler olarak ya da geniş aile içinde aile bireyleri arasındaki ilişkileri düzenleyen, aileyi bir arada tutmaya çabalayan şefkatli büyük teyze/hala olarak kurgulanır. Böylece anne olmayan ya da olmayı tercih etmeyen yaş almış kadın karakterler iki uçta temsil edilir: sorunlu ve yalnız bir figür veya yaşı kaç olursa olsun ailenin toparlayıcısı.
Sonuç olarak, dizilerdeki bu temsiller yalnızca ekranda kalmaz, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, yaşlanma ve toplumsal rol algılarına doğrudan yön verir ve yerleşik toplumsal beklentileri yeniden üretir. Yani televizyonda sürekli tekrarlanan örüntüler toplumsal tutumları da şekillendirir.
Nur Sürer “Bir kadının genç biriyle beraber olmasını izleyemiyoruz. Oysa hayatta var” (Saktanber, 2023) ifadesiyle temsil edilmeyene dikkat çekmiştir. Toplumda, kadının belli bir yaştan sonra tutkulu bir romantik ilişki yaşayamayacağı varsayılır, “bizden geçti” demesi beklenir. Halbuki aynı yaştaki bir erkek için bu olağandır. Kadının romantik partnerinin kendisinden genç olması çoğu zaman ya düşünülemez ya da ayıplanır. Buna karşın, erkeğin yaşının partnerinden büyük olması doğal, hatta olması gerekendir. Bu bakış açısı, “erkekler geç olgunlaşır” söylemiyle desteklenir. Toplumda kadın ve erkeğin yaşlanmasına yönelik çifte standardı “cinsiyete dayalı yaş ayrımcılığı” olarak niteleyen Susan Sontag (1972); yaşlanmanın erkek için biyolojik bir evre olarak değerlendirilirken kadın için toplumsal bir yargı, bir etiket olduğunu belirtir (s. 32). Yaşla artan yüzdeki çizgiler ve saçtaki beyazlar erkeğe deneyim, duygusal açıdan olgunluk ve karizma gibi özellikler atfederken aynı değişimler kadında “kusur” olarak görülür (s. 35). Dahası, erkeğin genç bir kadınla ilişkisi toplumsal olarak makul karşılanırken kadının genç bir erkekle ilişkisi çoğunlukla patolojik olarak etiketlenir ve “Oedipus kompleksi” ile açıklanmaya çalışılır (s. 37).
Sonuç
Güncel Türk televizyon dizilerinde romantik partnerleri oynayan erkek oyuncunun kadın oyuncudan ortalama 9,5 yaş büyük olması ve yaşça büyük kadın karakterlerin çoğunlukla duygusal emek ve aile içi sorumluluklarla özdeşleştirilmesi, ekranın ötesinde de bu rollerin kadınlar için “doğal” veya “olması gereken” olduğu izlenimini güçlendirir. Tversky ve Kahneman’ın (1974) erişilebilirlik sezgisi kavramından yola çıkarak ekranda ve toplumsal bellekte sürekli tekrarlanan “yaşını başını almış fedakâr kadın” imgesi tanıdık olduğu için zihinde en erişilebilir standart haline gelir. Böylece toplumun yaşlanan kadından beklediği davranışların sınırları da bu imge etrafında şekillenir.
Öte yandan, bu kalıba uymayan kadın karakterler dizilerde çoğunlukla “kötü anne”, “fazla kırılgan” ya da “yalnız, bencil, erkek düşmanı, kariyer takıntılı” çarpıcı uç örnekler olarak sunulur. Bu örüntüler, hayatları standart anlatıyla örtüşmeyen ileri yaştaki kadınlar ve yukarıdaki sıfatlar arasındaki kurulan çağrışımları güçlendirir. Sonuç olarak, bu temsillerin dizilerde ve toplumsal anlatılarda istikrarlı biçimde tekrarlanması, yaşça büyük bir kadının bağımsız ve özerk bir özne olarak varlığını sürdürdüğü diğer temsilleri hem ekranda hem de ekran dışında marjinalleştirir. Halbuki aynı yaştaki erkek için bu, gayet normal bir durumdur.
Bu nedenle ortaya çıkan temsil örüntüsü sadece “yaratıcı bir tercih” olarak değerlendirilmemelidir. Televizyon dizileri hem gerçek hayattan beslenir hem de gerçek hayatı şekillendirir. Bu yazı bağlamında da diziler, kadınların yaşlanmasına, romantik ilişkilerine ve toplumdaki rollerine dair normların oluşturulduğu ve güçlendirildiği bir alan olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla geniş kitlelere ulaşan televizyon dizilerinde yaş almış kadın ve erkeğin eşit ve çeşitli biçimlerde temsil edilmesinin yanı sıra kadın ve erkek oyunculara fırsat eşitliği sunulması yalnızca sektörel bir adalet meselesi değildir. Zira bu, aynı zamanda kadınların yaşlandıkça sadece aile içi rollere hapsedilmedikleri, bireysel arzuları ve bağımsız kararlarıyla da görünür olabildikleri toplumsal bir algının da oluşmasına katkı sağlar. Kuşkusuz bu tür temsilin yaygınlaşması, toplumun kadınlık, yaşlanma ve toplumsal roller konusundaki bakış açısının dönüşmesine katkı sağlayacaktır.
Kaynakça
Deniz Çakır’dan dizi sektörüne eleştiri: Kadınlara raf ömrü varmış gibi bakılıyor. (2026, 22 Şubat). [Video]. T24. https://t24.com.tr/video/deniz-cakirdan-dizi-sektorune-elestiri-kadinlara-raf-omru-varmis-gibi-bakiliyor,68535
Lauzen, M. M. (2025). Boxed In: Women On Screen and Behind the Scenes on Broadcast and Streaming Television in 2024-2025. San Diego State University, Center for the Study of Women in Television and Film.
Lauzen, M. M., & Dozier, D. M. (2005). Maintaining the double standard: Portrayals of age and gender in popular films. Sex Roles, 52 (7-8), 437-446.
Saktanber, B. (2023, 26 Mayıs). Nur Sürer’in ikinci baharı [Nur Sürer ile röportaj]. Oksijen Gazetesi. https://gazeteoksijen.com/yazarlar/binnaz-saktanber/nur-surerin-ikinci-bahari-179330
Sontag, S. (1972, 23 Eylül). The double standard of aging. The Saturday Review, 29-38.
Tversky, A. & Kahneman, D. (1974). Judgement under Uncertainty: Heuristics and Biases. Science, New Series, 185 (4157), 1124-1131.