TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Halkbank davası yaklaşık on yıldır devam eden bir ceza dosyasıydı. Bugün gelinen noktada ise artık hukuki bir mesele olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. New York Güney Bölgesi Savcılığının Halkbank’la bir Ertelenmiş Kovuşturma Anlaşması (Deferred Prosecution Agreement – DPA) yaparak davayı 90 günlüğüne askıya alması, dosyanın doğrudan doğruya diplomatik ve stratejik bir çerçeveye taşındığını gösteriyor.
Bu karar Halkbank’ın beraat ettiği anlamına gelmiyor. İddianame de ortadan kalkmış değil. Ancak savcılığın kovuşturmayı askıya alması, davanın artık yalnızca mahkeme salonunda değil, devletlerarası müzakere masasında da ele alındığını açıkça ortaya koyuyor.
Savcılığın mahkemeye sunduğu belgede bu adımın gerekçesi olarak “ulusal güvenlik” ifadesinin kullanılması dikkat çekiciydi. Daha da dikkat çekici olan ise anlaşmanın sağlayacağı kazanımların “eşsiz ve olağanüstü” olarak tanımlanmasıydı. Bir ceza davasında bu tür bir dilin tercih edilmesi alışılmış bir durum değil. Bu nedenle davanın hukuki sınırların dışına taşarak dış politika başlığı haline geldiği söylenebilir.
Mahkemeye sunulan belgeye göre Halkbank’ın üstlenmesi beklenen yükümlülükler üç başlıkta toplanıyor: bankanın bağımsız bir uyum uzmanı tarafından denetlenmesi, İran bağlantılı işlemlerin durdurulması ve itirafçı tanık Rıza Zarrab’a ilişkin ABD mahkeme kararlarına Türk hukukunun elverdiği ölçüde uyulması. Bunun karşılığında savcılık davayı askıya alırken ABD Hazine Bakanlığı bünyesindeki Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (OFAC) Halkbank’a yönelik taleplerinin de serbest bırakılacağı belirtiliyor.
Ancak bu teknik çerçevenin ötesinde asıl dikkat çeken unsur, savcılığın kararını gerekçelendirirken dış politika unsurlarına açık biçimde atıf yapmasıydı. Savcılık metninde Trump yönetiminin ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun davayı ulusal güvenlik çerçevesinde değerlendirdiği, Halkbank meselesinin ABD–Türkiye ilişkilerinde önemli bir diplomatik başlık haline geldiği ve Türkiye’nin bölgesel gelişmelerde oynadığı rolün dikkate alındığı ifade edildi.
Bu noktada, davanın hukuki boyutundan ziyade siyasi bağlamı öne çıkıyor. Nitekim 11 Mart’taki duruşmada Yargıç Richard Berman da savcılığa, Hamas saldırısı ve rehinelerin serbest bırakılması süreci ile Halkbank davası arasında nasıl bir bağlantı kurulduğunu açıkça sordu. Savcılığın buna doğrudan bir içeriksel yanıt vermek yerine ulusal güvenlik gerekçesine işaret etmesi, kararın hukuki mantıktan çok siyasi değerlendirmelerle şekillendiğini düşündürüyor.
Oysa davanın başlangıç noktası oldukça netti. ABD, İran’a yönelik yaptırımların Halkbank üzerinden delindiğini ve milyarlarca dolarlık işlemin sahte ticaret faturaları aracılığıyla gerçekleştirildiğini öne sürüyordu. İran asıllı altın tüccarı Rıza Zarrab’ın 2016’da ABD’de tutuklanması ve ardından itirafçı olması da bu iddiaların temelini oluşturmuştu.
Gelinen aşamada ise, Trump yönetimiyle yapılan anlaşma kapsamında Halkbank’tan, Rıza Zarrab ile onun doğrudan ya da dolaylı biçimde kontrol ettiği kişi ve şirketlere ait varlıklara ilişkin olarak ABD savcılığıyla iş birliği yapması isteniyor. Bu iş birliği, Türk hukukunun izin verdiği ve Türk mahkemelerinden aksi yönde bir karar çıkmadığı sürece, ABD mahkemelerinin verdiği el koyma, dondurma, müsadere, iade ve tazminat kararlarının uygulanmasına destek verilmesini kapsıyor. Ayrıca Halkbank’ın, Zarrab’a ait varlıklar üzerindeki her türlü hak, tapu veya menfaat iddiasından vazgeçmesi de talep ediliyor.
Davayla ilgili en kritik hukuki tartışma ise Amerika’nın bir Türk devlet bankasını yargılayıp yargılayamayacağı meselesiydi. Türkiye bu noktada egemenlik bağışıklığı argümanını öne sürdü. Ancak süreç içinde hem alt mahkemeler hem de ABD Yüksek Mahkemesi bu savunmayı kabul etmedi. Böylece Halkbank’ın Amerikan hukuk sistemi içinde yargılanabileceği kesinleşmiş oldu.
Uluslararası bankacılık tarihinde benzer yaptırım ihlalleriyle karşılaşan bankaların çoğu, bu tür davaları erken aşamada uzlaşmayla kapatmayı tercih etmişti. Örneğin, BNP Paribas iddianame düzenlendikten kısa süre sonra anlaşma yaparak milyarlarca dolarlık bir ceza ödemiş ve dosyayı kapatmıştı. Halkbank ise bu yolu izlemeyerek süreci sonuna kadar hukuki mücadeleyle sürdürmeyi tercih etti. Bu nedenle dava yalnızca finansal değil, aynı zamanda siyasi bir mesele haline geldi.
Bugün gelinen noktada ise dosya mahkeme kararlarından çok diplomatik temasların konusu haline gelmiş görünüyor. Erdoğan’ın 2025 sonbaharında Washington’a yaptığı ziyaret ve ardından gelen gelişmeler, iki ülke arasında Halkbank dosyasına ilişkin bir siyasi çerçeve arayışı olduğunu düşündürüyor.
Bu çerçevenin içeriği ise büyük ölçüde kapalı. DPA mekanizmasının doğası gereği anlaşmanın ayrıntıları kamuoyuna tam olarak açıklanmıyor. Oysa davanın normal bir yargılama süreciyle sonuçlanması halinde hangi yükümlülüklerin üstlenildiği, hangi cezaların verildiği ve hangi kabullerin yapıldığı çok daha açık biçimde görülebilecekti.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo bir belirsizlik içeriyor. Amerikan tarafının ulusal çıkarlarının “eşsiz ve olağanüstü” biçimde korunduğu ifade edilirken Türkiye’nin bu anlaşma karşılığında ne verdiği henüz bilinmiyor. İran savaşıyla birlikte bölgedeki dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Halkbank dosyasının askıya alınması, bu soruyu daha da önemli hale getiriyor.
Önümüzdeki 90 gün içinde bu anlaşmanın gerçek kapsamına dair bazı ipuçları ortaya çıkabilir. Ancak şimdilik görünen şu: Halkbank davası artık yalnızca bir bankacılık veya yaptırım ihlali meselesi değil. Çok daha geniş bir diplomatik pazarlığın parçası haline gelmiş durumda.

Burcu Aydın, Dr.
14/03/2026

Fatih Özatay, Dr.
13/03/2026

Fatih Özatay, Dr.
11/03/2026

Burcu Aydın, Dr.
07/03/2026