TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, uzun yıllar boyunca tarihsel mirasın ağırlığı, çözümsüz çatışmalar ve bölgesel rekabetler nedeniyle sınırlı bir çerçevede kaldı. Ancak Güney Kafkasya’daki jeopolitik ortam, sessiz fakat anlamlı bir dönüşümden geçmekte. Bu dönüşüm, kronikleşmiş çıkmazın ötesine geçerek pragmatik bir normalleşmeye yönelmek için ender bir fırsat penceresi açmakta.
Bu değişimdeki belirleyici kırılma noktası, Azerbaycan’ın 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nda elde ettiği zaferle bölgesel güç dengesinin köklü biçimde değişmesi oldu. Söz konusu sonuç, donmuş çatışmaların sürdürülebilirliğini zayıflatırken yeni gerçekliklere dayanan bir diplomasi için de alan açtı. Bu bağlamda Türkiye ile Ermenistan arasında 2022 yılında ön koşulsuz diyalog temelinde bir normalleşme süreci başladı.
Ancak hızlı ve kapsamlı bir siyasi atılım beklentisinin gerçekçi olmadığı da belliydi. Bununla birlikte süreç, kademeli fakat somut ilerlemeler üretti. Diplomatik temaslar istikrarlı biçimde sürdürüldü; Temmuz 2024’te Alican/Margara sınır kapısında gerçekleştirilen sembolik görüşme bu sürekliliğin göstergelerinden biri oldu. Çoğu zaman büyük jeopolitik tartışmaların gölgesinde kalan güven artırıcı önlemler, diplomasinin işlediği zemini yavaş ama kalıcı biçimde yeniden şekillendirmeye başladı.
Bu çerçevede en dikkat çekici adımlardan biri, doğrudan hava bağlantılarının genişletilmesi oldu. Türk Hava Yolları’nın yakın zamanda İstanbul–Erivan hattında düzenli doğrudan uçuşlar başlatma kararı, yalnızca ulaşım imkânlarının iyileştirilmesi anlamına gelmemekte. Bu adım, artan siyasi güveni yansıtırken iki toplumu uzun süredir ayıran pratik ve psikolojik engellerin aşılmasına da katkı sunmakta. Akyaka/Akhurik demiryolu hattının yeniden açılmasına yönelik teknik çalışmalar ile ortak kültürel mirasın bir unsuru olan tarihi Ani Köprüsü’nün restorasyonu konusunda geliştirilen iş birliği de benzer bir ivmeye işaret etmekte.
Tüm bu gelişmeler, sembolik ve kısa vadeli kazanımları önceleyen diplomasi yerine stratejik sabır, bölgesel eşgüdüm ve kademeli güven inşasını birleştiren Türkiye’nin ölçülü dış politikasının etkinliğini ortaya koymakta. Bu süreci aynı zamanda, Türkiye’nin krizleri tırmandırmak yerine yönetmeye odaklanan; çok katmanlı ve sonuç üretmeye dönük diplomasisinin Güney Kafkasya bağlamında somut bir yansıması olarak okumak da mümkün.
İş birliğinin işlevsel değerini gösteren bir diğer adım ise Mart 2025’te atıldı. Alican/Margara sınır kapısının, Türkiye’nin kolaylaştırıcılığıyla Ermenistan’dan Suriye’ye insani yardım geçişine olanak sağlayacak şekilde geçici olarak açılması, bu kapsamda önemli bir örnek oluşturdu. Kapsamı sınırlı olsa da bu uygulama, normalleşmenin somut ve bölgesel yararlar üretebileceğini göstermekte.
Ekonomik gerekçeler de ilişkilerde ilerleme gereksinimini güçlendirmekte. TEPAV’ın yakın tarihli bir alan çalışması, sınırın kalıcı olarak açılmasının her iki ülke için de kayda değer ekonomik kazanımlar sağlayacağını; görece daha büyük faydanın ise Ermenistan tarafında ortaya çıkacağını ortaya koymaktadır. Artan ticaret, turizm ve sınır ötesi hareketliliğin, uzun süredir izolasyon ve yetersiz yatırımla mücadele eden bölgede ekonomik dayanıklılığı desteklemesi olasıdır. Türkiye’nin sınır bölgesindeki tarihî ve kültürel alanlara erişimin iyileşmesi de yerel kalkınmayı ve toplumlararası etkileşimi teşvik edecektir.
Bununla birlikte, normalleşme sürecinin daha geniş bölgesel dinamiklerden bağımsız olmadığı unutulmamalı. Azerbaycan’ın güvenlik kaygıları, Zengezur Koridoru gibi bağlantısallık projeleri etrafındaki tartışmalar, İran’ın çekinceleri ve Rusya’nın dengeleyici rolü diplomatik zemini şekillendirmeye devam ediyor. Ermeni diasporasının bazı kesimlerinden gelen muhalefet ile Ermenistan’daki çözümlenmemiş anayasal meseleler de sürece ek karmaşıklıklar katmakta.
Tüm bu kısıtlara rağmen yön giderek netleşmekte. Türkiye–Ermenistan normalleşmesi artık teorik bir egzersiz olmaktan çıkmış; ölçülebilir sonuçlar üreten, gelişmekte olan bir sürece dönüşmüş durumdadır. Güney Kafkasya’da istikrar, bağlantısallık ve çatışma önlenmesiyle ilgilenen tüm bölgesel ve küresel karar alıcılar açısından bu süreç, daha yakından izlenmeyi ve sürdürülebilir biçimde desteklenmeyi hak etmektedir.
Bugün içinde bulunulan dönem, dar ama anlamlı bir fırsat penceresi sunuyor. Doğrudan uçuşlar, sınır iş birliği ve ekonomik bağlantılar gibi kademeli adımlar, güveni tabandan inşa etmekte. Dikkatli diplomasi ve bölgesel eşgüdümle desteklenmeleri hâlinde, Avrasya’nın en kalıcı fay hatlarından birinin çatışma alanı olmaktan çıkarak iş birliği zeminine dönüşmesi giderek daha mümkün hâle geliyor.