TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Dış ticaret verileri, 2025 yılında uygulanan makro-finansal sıkılaşma politikalarına rağmen, dış ticaret açığının arttığını gösteriyor.
Ekimde ihracat yıllık %2 artarak 23,9 milyar dolar olurken ithalat %7,2 yükselerek 31,5 milyar dolara çıktı. Böylece dış ticaret açığı 7,6 milyar dolara ulaştı; bu rakam geçen yılın aynı ayına göre %27,6’lık bir artış anlamına geliyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı da 2,8 puan düşerek %76’ya geriledi.
Yılın ilk on ayında da ihracat %3,9 artarak 224 milyar dolara yükseldi. Buna karşılık ithalat %6,1’lik daha yüksek bir artışla 299 milyar dolara ulaştı. Böylece dış ticaret açığı bu dönemde 74,7 milyar dolara çıkarak yıllık bazda %13,3 arttı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 1,6 puan düşerek %75 seviyesine geriledi.
Peki dış ticaret açığındaki bu genişlemeyi tetikleyen temel unsurlar neler?
1. Altın İthalatı: Kısıtlamalara Rağmen Yukarı Yönlü Seyir
Dış ticaret dengesini bozan en önemli kalemlerden biri altın ithalatı olmaya devam ediyor. Tüm sınırlamalara rağmen altın ithalatı geçen yılın ocak–ekim döneminde 13 milyar dolarken bu yıl aynı dönemde 18,7 milyar dolara çıktı. Finansal belirsizliklerin arttığı dönemlerde altının “güvenli liman” işlevi ve küresel çerçevede altın fiyatları bu kalemi canlı tutmaya devam ediyor.
2. Reel Kurun İhracat Üzerindeki Etkisi
Merkez Bankası kur hareketlerinin dış ticaret üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu ifade ediyor. Kuşkusuz yüksek teknoloji içeren, katma değeri yüksek ürünlerde fiyat rekabetinin rolü daha sınırlıdır. Ancak Türkiye’nin üretim yapısına baktığımızda ilk on ay itibarıyla yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payı sadece %3,6 seviyesinde.
İhracatımızın yaklaşık %60’ı düşük ve orta düşük teknolojili ürünlerden oluşuyor. Yurt içinde yüksek enflasyon, artan finansman maliyetleri ve sınırlı kredi kanalları reel kurdaki değerlenmeyle birleşince özellikle tekstil ve hazır giyim gibi emek yoğun sektörlerde güçlü bir baskı yaratmış durumda.
Merkez Bankasının altını çizdiği bir diğer unsur ise avronun dolar karşısında değer kazanmasının ihracat kompozisyonunu desteklemesi. Nitekim yılın ilk on ayında Avrupa Birliği’ne ihracat %7,9, diğer Avrupa ülkelerine ihracat %2,6 arttı. İhracatın yarısından fazlasının Avrupa’ya yapılıyor olması avrodaki değerlenmeyi Türkiye açısından olumlu bir dışsal etki hâline getiriyor.
Ancak Avrupa dışındaki bölgelere ihracat bu dönemde önemli bir darbe aldı. Kuzey Amerika, yakın ve Orta Doğu ile diğer Asya ülkelerine yapılan ihracat yılın ilk on ayında %1,6 gerileyerek 66,9 milyar dolara düştü. En sert kaybı ise uluslararası rekabetin hızla arttığı Asya pazarında yaşadık.
3. İç Talep ve Tüketim Malları İthalatı: Yüksek Faize Rağmen Yavaşlamayan Bir Alan
Reel faizlerin yükselmesi ve ekonomide yeniden dengelenme sürecine girilmesine rağmen tüketim malları ithalatında belirgin bir yavaşlama göremiyoruz. Bu yılın ilk on ayında tüketim malları ithalatı yıllık %10,5 artarak 48,5 milyar dolara ulaştı.
Bu eğilim ithalattaki ülke dağılımını da etkiledi. Ekim itibarıyla Çin, tüketim malları ithalatındaki güçlü artışın da etkisiyle Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülke konumuna yükseldi.
Sonuç: Açığın Yapısal Niteliği Güçleniyor
Dış ticaret açığındaki genişleme yalnızca geçici oynaklıklardan değil, yapısal kırılganlıklardan da kaynaklanıyor: altın ithalatı, düşük–orta teknolojili üretimin ihracat içindeki yüksek payı, reel kurun rekabet gücünü aşındırıcı etkisi, düşük dış talep ve iç talepte devam eden yüksek seyir…
Tüm bu faktörler artan küresel rekabet döneminde yurt içinde ekonomik ve yapısal sorunları çözmenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Bu köşe yazısı 28.11.2025 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.