TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.
Başlık çoğunuza tanıdık gelecektir. Türkiye pek çok açıdan ortada sıkışıp kalmıştır. En azından ben son zamanlarda pek çok örnek duyuyorum: Türkiye İran krizinin ortasında sıkışmıştır. Bağdat ve Erbil arasındaki krizi saymıyorum bile. Peki ya Suriye krizi? Önlemler alınmıştır, Patriotlar imdada yetişecektir. Ancak, bu örneklerin hiçbirinde Türkiye kendi eliyle kendini köşeye sıkıştırmış falan değildir. Mesele, Türkiye’nin krize teşne bir bölgeyle sınır komşusu olmasıdır. Türkiye’nin kendi tercihleri yüzünden ortada sıkışıp kaldığı tek konu hepinizin tahmin edebileceği gibi ekonomidir.
Şu sıralar Türkiye’de orta gelir tuzağına ilişkin yoğun bir tartışma süregitmektedir. Bana sorarsanız, orta gelir tuzağına düşer miyiz, düşmez miyiz tartışması hepten anlamsızdır. Türkiye zaten orta gelir tuzağındadır. Ben 1960’ların başında doğdum. O zamanlar Türkiye, Dünya Bankası sınıflandırmasına göre orta gelirli bir ülkeydi. Aynı standarda göre hala orta gelirli bir ülke. Kalkınma konusunda iddiaları olan bir ülkenin yerinde sayması için elli yıl çok uzun bir süre. Atılan onca adıma rağmen, Türkiye son elli yıldır orta gelir grubundan kurtulamamıştır. Bu sıkışmak değildir de nedir?
1960’larda Güney Kore de orta gelirli bir ülkeydi, şimdiyse yüksek gelirliler ligine yükseldi. Bugün bütün dünya Kore’nin Gangnam dansını yaparken Türkiye orta gelirler liginde bir başına kaldı. Peki, bu umurumuzda olmalı mıdır? Ya da küresel güce sahip şirketlerimizin olmaması? Bunlar, aşırı derecede rekabetçi ve iç içe geçmiş günümüz dünyasında acilen cevaplanması gereken sorulardır. Eskiden, ortalama bir bireyin ortalamanın üzerinde maaş alması ve ortalamanın üzerinde bir yaşam sürdürmesi mümkündü. Artık değildir. Vasatın alanı hızla daralmakta, nitelik niceliğin önüne geçmektedir. Böyle bakınca, Türkiye vasat olmaktan rahatsızlık duymalıdır.
Peki, rakipleri bir üst lige çıkarken Türkiye neden yerinde saymıştır? Buyurun size üç neden: İlki, yargı sistemidir. İnsanların başarılı ulaşması için çalışmalarının karşılığını almaları ve kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Amerika merkezli düşünce kuruluşu The World Justice Project (Dünya Adalet Projesi)’nin hazırladığı hukukun üstünlüğü endeksine göre, Kore mahkemeleri Türk mahkemelerine kıyasla 4 kat daha etkindir. İkinci neden darmaduman eğitim sistemimizdir. Koreli çocuklar OECD’nin PISA testlerinde Türk akranlarından daha iyi performans sergilemektedir. Üçüncü neden vergi kanunun eksiklikleriyle ilgilidir. Türkiye’nin mevcut vergi sistemi, ekonomik karar alma süreçlerini çarpıtmaktadır. Türkiye’de bir kentin ücra bir köşesinden arsa alıp imar düzenlemelerini değiştirerek kentsel rant elde etmek sanayiye yatırım yapmaktan veya çocuğunu iyi okullarda okutmaktan çok daha karlı bir yatırımdır. Vergi sistemi, güçlükle kazanılmış bireysel gelir akışına odaklanırken spekülatif arsa rantlarını göz ardı etmektedir.
Alın size 21. yüzyıla dair problemlerimizin bir listesi: Eğitim, vergi ve yargı sistemlerinin vasatlığı yüzünden Türkiye ekonomisi ortada sıkışıp kalmıştır.
Bu köşe yazısı 15.12.2012 tarihinde Hürriyet Daily News'te yayımlanmıştır.
Burcu Aydın, Dr.
29/03/2025
Fatih Özatay, Dr.
28/03/2025
M. Coşkun Cangöz, Dr.
26/03/2025
Fatih Özatay, Dr.
26/03/2025
Güven Sak, Dr.
25/03/2025