TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.
Memlekette süt AB ülkeleri ortalamasından yüzde 30 daha pahalı ve yüzde 40 daha az tüketiliyor. Aynı durum kırmızı et için de geçerli.
Türkiye’de et ve süt tüketimi rakamlarına hiç baktınız mı? Türkiye, et yememekte ve de süt içmemektedir. Bizim memlekette neden et ve süt tüketimi düşüktür? Gayet basit bir sebeple: Bizim memlekette et ve süt fiyatları daha yüksektir. Altını çizeyim: Türkiye’de et ve süt, Türkiye’den daha zengin ülkelere göre daha pahalıdır. Hem et ve süt pahalıdır hem de onlara harcanacak paramız azdır. Böyle bakarsanız, vaziyet kötü üstüne kötüdür. Neden? Türkiye’nin tarım ve hayvancılık politikası, tüketici odaklı olarak tasarlanmış değildir. Gelin ben size bir hızlıca anlatayım.
Türkiye’de daha pahalı
Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına süt eşdeğeri süt ve süt ürünleri tüketimi yılda ortalama 306 kilogramdır. Türkiye’de bu rakam 185 kilogramda kalmaktadır. 2010 yılı için bakarsanız, sütün kilogram fiyatı AB’de 0,69 eurodur.
Türkiye’de, sütün kilogram fiyatı yine 2010 yılında 0,89 eurodur. Memlekette süt AB ülkeleri ortalamasından yüzde 30 daha pahalıdır ve yüzde 40 daha az tüketilmektedir. Aynı durum kırmızı et için de geçerlidir. Sütten fazladan yoğurt ve ayran yapılan bir ülkede, yoğurt ve ayranın anavatanında süt tüketimi AB ülkelerinden düşüktür. Aynı durum, Amerika ile karşılaştırıldığında da gözlenebilmektedir. Ortada bir bozukluk vardır. Bozukluğun kaynağı devlettir. Tarım ve hayvancılık politikasıdır.
Şimdi bu neden böyledir tartışmasında pek çok nedeni alt alta koymak mümkündür. Ben bunlardan bir tanesinin altının mutlaka çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de çiğ süt işletme ölçeklerinin küçüklüğü ve işletmelerin dağınık olması nedeniyle süt toplama maliyeti yüksektir. Bu çerçevede, AB’de süt toplayıcılar günde ortalama 90 km civarında bir alandan süt toplarken, Türkiye’de bu mesafe 650 km’ye kadar çıkmaktadır. Süt toplama maliyetleri yükseltmekte, toplanan sütün kalitesi ise azalmaktadır. İki inek beslemeyi bile destekleyen bir sistem iyi değil kötüdür.
İşletme ölçekleri büyütülmediği için kentli tüketici pahalıya beslenmektedir. Sorun, bir sistem tasarımı sorunudur. Aynı sistemik tasarım sorunu, mesela yem fiyatları için de geçerlidir. Türkiye, hayvanların ucuza beslenmesi için uygun bir ülke değildir. Çayıra salınan büyükbaş hayvan, ot kalitesi nedeniyle beslenememektedir. Yem fiyatları ise aynı devletin kontrolü altındadır. Sorun hep aynıdır. Tarım ve hayvancılık politikasının ana ekseninde bir bozukluk vardır.
Peki, nedir bu bozukluk? Tarım ve hayvancılık politikamızın ana ekseni kentliler değil köylülerdir. Politika çerçevesi, 1950’lerde tasarlanmış gibi durmaktadır. O vakitler, Türkiye’de kentlilerin oranı yüzde 25’lerdeydi. Şimdilerde ise yüzde 75’leri aşmıştır. Milletin yüzde 75’i köylerde otururken tasarlanacak politikanın hedefleri ve araçları ile bu oran yüzde 25’lerin altına doğru inerken tasarlanacak politikanın hedefleri ve araçları birbirinden farklı olmak zorundadır. Buna idarenin kendisi de dahildir. Türkiye’nin bugün tarım ve hayvancılık alanında meselesi, kentli tüketici nüfusun daha ucuza ve daha sağlıklı beslenmesini temin etmek olmalıdır. Ama ne olmaktadır? Mesnedi belli olmayan kotalar ve fiyat kısıtlamaları nedeniyle kentli tüketiciler daha pahalıya ve daha sağlıksız beslenmektedir. Türkiye, et yememekte ve süt içmemektedir. Halbuki tarım artık kentler içindir.
Tarımsal politikalar ile ilgili sisteme baktıkça aklımda kalan şudur: 1980 yılının politika reformları daha tarım kesimine uğramış değildir. Tarım ve hayvancılık alanında zaman donmuş, politika çerçevesi ve politikalar 1980 öncesinde kalmıştır. Kötü olan galiba budur.
Bu köşe yazısı 11.01.2013 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Fatih Özatay, Dr.
04/04/2025
Burcu Aydın, Dr.
29/03/2025
Fatih Özatay, Dr.
28/03/2025
M. Coşkun Cangöz, Dr.
26/03/2025
Fatih Özatay, Dr.
26/03/2025