ProjelerAraştırmacılarTartışma TebliğleriÜye Ol
EN
Podcast & Medya
Haber

Mekke Anlaşması bize ne diyor?

Değerlendirme Notu / Nihat Ali Özcan, Erol Başaran Bural

Küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği, bölgesel güvenlik mimarilerinin, değişen tehdit algıları ve stratejik ihtiyaçlar doğrultusunda dönüşüm geçirdiği bir dönemde, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yeni bir savunma ittifakının temelleri atıldı. Türkiye’nin Pakistan ile 2001, Suudi Arabistan ile 2012 yılında imzaladığı ikili askerî iş birliği anlaşmalarının oluşturduğu zemin, Mekke Anlaşması ile üçlü bir güvenlik ve savunma iş birliğine dönüştü. Bu anlaşma, taraflar arasındaki askerî ilişkilerin ötesinde, ayrı coğrafyalarda yer alan ve güvenlik ihtiyaçları birbirinden farklı üç ülkeyi kapsayan yeni bir sürecin önünü açmaktadır. Bu sürecin, ülkelerin stratejik beklentileri, üstlendikleri yükümlülükler ve bölgesel güç dengelerine olası etkileri bakımından da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anlaşmalar (Pazarcı, 1989, ss. 20–21), tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenleyen ve hukuki bağlayıcılık taşıyan uluslararası araçlardan biridir. Uluslararası anlaşmaların yapılması süreci; müzakerelerin yürütülmesi, metnin kabulü, imzalanması, gerekli iç hukuk işlemlerinin tamamlanması ve yürürlüğe girmesi aşamalarından oluşmaktadır. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca, Mekke Anlaşması’nın onaylanması, TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Cumhurbaşkanının anlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi ise Anayasa’nın 104’üncü maddesinde düzenlenmiştir (T.C. Anayasası, 1982). Bu kapsamda, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”, 21 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu'na sevk edilmiştir.

Kamuoyunda “Mekke Anlaşması” olarak bilinen anlaşmanın, (Alhasan & Wajid, 2026) Orta Doğu’da artan güvenlik riskleri, bölgesel çatışmalar ve mevcut güvenlik anlaşmaların etkinliğine ilişkin kaygılar çerçevesinde ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Anlaşmanın stratejik önemi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın farklı coğrafyalara uzanan güvenlik çıkarlarını ortak bir savunma anlayışı çerçevesinde buluşturması ve Orta Doğu ile Güney Asya’daki bölgesel güç dengelerini etkileme potansiyelinden kaynaklanmaktadır.

Ayrıca Mekke Anlaşmasının, üç ülkenin geçmişe dayalı iş birliği kültürünün yarattığı karşılıklı güven ortamından ortaya çıktığı, 2001 yılında Türkiye-Pakistan ve 2012 yılında ise Türkiye- Suudi Arabistan arasında imzalanan ikili askerî iş birliği anlaşmaları temelinde hazırlandığı da anlaşılmaktadır.

Bu çalışmada, Mekke Anlaşmasının genel çerçevesi ve anlaşmaya taraf olan üç ülkenin güvenlik ortamları ele alınacak, ardından anlaşma, Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları ve stratejik öncelikleri açısından SWOT Analizi yöntemiyle değerlendirilecektir. Bu kapsamda analiz, “Türkiye açısından anlaşmanın güçlü ve zayıf yönleri ile anlaşmanın yarattığı fırsat ve muhtemel tehditler nelerdir?” sorularına cevap aramaktadır. Çalışmada, anlaşmanın Türkiye’ye sağlayabileceği siyasi, askerî ve ekonomik kazanımlar ile beraberinde getirebileceği yükümlülükler, kısıtlar ve olası riskler araştırılacaktır. Böylece, anlaşmanın tüm boyutlarının bütüncül bir çerçevede değerlendirilmesi hedeflenmektedir.






Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaş