Kasım ayında Bakü’de düzenlenen COP 29, hem küresel hem de ulusal düzeyde enerji dönüşümü, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği mücadelesi açısından önemli mesajlar verdi. 1800’ün üzerinde katılımcıyla Türkiye, ev sahibi Azerbaycan ve bir sonraki konferansa ev sahipliği yapacak olan Brezilya’nın ardından en büyük delegasyona sahip ülkelerden biri olarak dikkat çekti. Bu büyük katılım, Türkiye’nin uluslararası alanda iklim mücadelesine olan ilgisinin arttığını göstermesi açısından önemliydi. Ancak katılımın ötesinde, sahada alınan mesajlar ve verilen taahhütler üzerinde durmamız gerekiyor.
Konferans bünyesinde birçok toplantı ve seminere bizzat katılma, yakından takip etme ve gözlemleme şansım oldu. COP 29’da en çok tartışılan konuların başında, gelişmekte olan ülkeler için yeşil dönüşüm finansmanının yetersizliği ve fosil yakıtların enerji sistemlerinden çıkarılmasının zorluğu yer aldı. Gelişmekte olan ülkelerin düşük karbonlu bir ekonomiye geçebilmesi için 2030’a kadar toplamda 6-7 trilyon dolar arasında bir finansmana ihtiyaç olduğu düşünülüyor. Gelişmiş ülkelerden beklenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık fon taahhüdü, ancak 300 milyar dolarlık bir düzeyde kaldı. Bu, küresel iş birliği adına büyük bir hayal kırıklığı oldu. Benzer bir hayal kırıklığı, iklim değişiminden en çok zarar gören ve finansal desteğe ihtiyacı olan ülkeler için kurulmuş “kayıp ve zarar” fonunda yaşandı. Kuruluş aşamasında 500 milyar dolarlık bir hedef konuşulurken şu an için henüz 1 milyar dolara bile ulaşılamamış durumda. Bu durum, enerji dönüşümünün hızı ve geleceği açısından ciddi bir belirsizlik yaratıyor.
Değerlendirme notunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.



