TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Mevcut enflasyonla mücadele programı patinaj yaparken yeni ve güvenilirliği yüksek bir ekonomi programına ihtiyaç var. Tam da bu dönemde OVP istikrarlı bir ekonomik yapıya geçiş sağlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Peki, bu nasıl olacak?
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca çok yıllı bütçe hazırlanıyor. Buna uygun olarak da her yılın en geç eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) yayımlanıyor.
Yani önümüzdeki günlerde 2027–2029 dönemine ilişkin OVP’nin açıklanmasını bekliyoruz. Her yıl olduğu gibi yine büyüme, enflasyon, işsizlik, cari açık ve bütçe dengesi hedeflerine bakacağız. Seçimlerin de yaşanacağı bu program döneminde Türkiye ekonomisinin nasıl şekilleneceğini tabloların satırlarına bakarak anlamaya çalışacağız.
Ancak, uygulanmakta olan ekonomik programa rağmen enflasyonun yüzde 30'lar seviyesinde kronikleştiği, büyümenin potansiyelin altında süreklilik gösterdiği, maliye politikasının enflasyonla mücadeleye gereken desteği vermediğine yönelik eleştirilerin arttığı koşullarda artık başka bir soruyu sormamız gerekiyor:
OVP, gerçek bir ekonomik program mı olacak, yoksa gelecek yıllara ilişkin hedefler tablosu olarak mı kalacak?
OVP’nin sorunu rakamlardan önce çerçevesinde
Uluslararası uygulamalarda modern bir orta vadeli mali çerçevenin amacı, birkaç yıl sonrasına ilişkin rakamlar üretmekten ibaret değil. IMF’nin orta vadeli mali çerçeve yaklaşımı; mali strateji, makroekonomik ve mali projeksiyonlar, toplam harcama tavanları ve mali risklerin birlikte ele alınmasını öngörüyor.
OECD de benzer şekilde bütçelerin açık, borç veya başka sayısal mali hedeflerle sınırlandırılmasını; bunun üzerinde de yukarıdan aşağıya belirlenen çok yıllı harcama tavanlarının kurulmasını öneriyor. OECD ülkelerinin önemli bir bölümü bu tür çok yıllı harcama tavanlarını zaten kullanıyor.
Dolayısıyla OVP’den beklenen yalnızca “bütçe açığı kaç olacak?” ya da “kurumların ödenek teklif tavanları ne kadar olacak?” sorularının cevaplanması değil.
Uluslararası standartlar dikkate alındığında, OVP’nin bir niyet belgesinden gerçek bir mali çerçeveye dönüşmesi gerekiyor. Aşağıdaki tablo son yayınlanan OVP’nin yapısal eksikliklerini gözler önüne seriyor.

Kaynak: OVP ve MTFF dokümanlarını esas alarak yazarın değerlendirme ve görselleştirmesi
Yeni OVP nasıl olmalı?
Enflasyonla mücadelede maliye politikasının görevi sadece “bütçe açığını azaltmak” değil, toplam talebi para politikasının hedefiyle uyumlu hale getirmek; fiyatlama davranışlarını besleyen belirsizliği azaltmak; kamunun doğrudan ve dolaylı fiyat etkilerini yönetmek; kamu borçlanmasının finansal koşulları bozmasını önlemektir.
Bu bağlamda, enflasyonla mücadelede önemli olan “beklentiler ve güven kanalı” ancak güvenilir bir mali çerçeve ile işlerlik kazanır. Ekonomi yönetimi, borçlanma ve harcama yoluyla ileride daha fazla para basılmasına, daha yüksek vergiye veya yeni fiyat ayarlamalarına ihtiyaç duymayacağını ikna edici biçimde gösterebilirse, genel olarak ekonomide fiyatlama davranışı değişir.
Gelinen noktada kamu kesiminin “tasarruf edeceğim” demesi yeterli görülmüyor. Önceden açıklanmış bir kurala bağlı olmayan OVP hedefleri “temenni” gibi algılanıyor ve beklentileri yönetmekte yardımcı olmuyor. Bu nedenle “yeni” OVP’nin ekonomik aktörlere, kamunun mali rotasının günlük kararlarla değil, orta vadeli ve izlenebilir bir stratejiyle belirlendiği mesajını net bir şekilde vermesi ve bunu da “yeni” bir ekonomi programıyla yapması gerekiyor.
2027–2029 OVP’si için sekiz somut öneri:
1. Sayısal bir mali çapa oluşturulması: Bütçe açığının GSYH’ye oranı için yapısal bir hedef (deprem harcamaları gibi olağandışı kalemler hariç) veya borç stoku için sayısal bir tavan belirlenmeli; bu hedef OVP’ye bağlayıcı biçimde yerleştirilmeli ve kanun düzeyinde güvence altına alınmalıdır. OVP’nin mevcut yapısında “yüzde 3,6'dan yüzde 2,1'e düşürülecek” ifadesinin neden o hedefe işaret ettiği anlaşılmıyor. Merkezi bir çapanın yokluğunda TEPAV’ın Kamu Maliyesi Değerlendirme Notu’nda tespit ettiği gibi, her yıl bütçe açığı tutanağı tutulsa da ortak bir mali yönelim eksik kalmaya devam ediyor.
2. Bağlayıcı üst harcama tavanının OVP sürecine dahil edilmesi: Mevcut yapıda teklif tavanları, müzakere sürecinin başlangıç noktasıdır; oysa bağlayıcı bir tavan bunun çerçevesi olmalıdır. Pratik adım olarak, OVP’nin kamu maliyesi bölümünde nominal GSYH oranı olarak ifade edilmiş, birincil harcama için bir üst tavan (otomatik dengeleyiciler ve faiz giderleri dışında) belirlenmeli ve bu tavanın aşılması hâlinde hükümetin kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğü hukuki düzlemde tanımlanmalıdır.
3. Kapsamlı bir mali risk raporunun eklenmesi: Kamu-Özel İşbirliği, Türkiye Varlık Fonu ve kamu bankaları, KİT’ler, yerel yönetimler, sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan açık ve örtük yükümlülükleri, çevre ve iklim riskleri OVP’de sistematik olarak ölçülmüyor. Bütçe riski raporu OVP’nin zorunlu bir eki hâline getirilmeli; en azından duyarlılık analizi (büyüme, enflasyon ve kur şokları altında bütçe açığının nasıl değişeceği) standart olarak sunulmalıdır.
4. Önceki OVP’den sapma analizi: Teknik açıdan en kolay gerçekleştirilebilir reform olmakla birlikte, etkisi yüksektir. Hem güvenilirliği hem de hesap verebilirliği doğrudan artıracaktır. Önceki projeksiyonlardan sapmaların ve bu sapmaların nedenlerinin kamuoyuna açıklanması gerekir. Bir önceki OVP’nin her yılı için hedef, revize tahmin ve revizyon gerekçesi yan yana gösterilmelidir.
5. Genel yönetim kapsamının genişletilmesi: OVP ağırlıklı olarak merkezi yönetim bütçesini ele alıyor. Genel yönetim düzeyinin (sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idareler dahil olacak şekilde) kapsamlı bir çerçevede ele alınması gerekir. SGK, işsizlik sigortası fonu ve büyükşehir belediyeleri önemli mali büyüklüklere sahip olsa da bunların OVP’deki yeri çok sınırlıdır.
6. Makroekonomik varsayımların şeffaf biçimde açıklanması: OVP'deki kur varsayımı, faiz patikası ve ithalat esnekliği gibi kritik parametreler dahil tüm temel makroekonomik varsayımların açıklanması gerekir. Kur ve faize ilişkin ortalama değer varsayımları ile baz/iyimser/kötümser senaryolarla bütçe dengesi üzerindeki etkiler açıklanmalıdır.
7. Bağımsız kuruluşların değerlendirmesi: Bağımsız mali konseyin olmadığı ülkelerde bu rolü bağımsız düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının üstlenmesi önerilmektedir. Bu bağlamda, OVP’nin temel varsayımları ve projeksiyon modeli makul düzeyde bir şeffaflıkla kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Böylece yeterli analitik kapasitesi olan kurumlar (üniversiteler, düşünce kuruluşları, finansal kuruluşlar vb.) bağımsız değerlendirme yapabilecektir.
8. Yasal dayanağın güçlendirilmesi: OVP halihazırda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yürürlüğe giriyor. İyi uygulamalarda orta vadeli mali çerçevenin ana ilkeleri birincil mevzuat düzeyinde, uygulama detayları ise ikincil mevzuatta yer almaktadır. Böylece mali çerçevenin sürekliliği hükümet değişikliklerinden bağımsız olarak güvence altına alınmalıdır. Yukarıda yer alan öneriler Kamu Mali Yönetimi Kanunu revizyonu ya da ayrı bir Mali Sorumluluk Kanunu ile yasal güvence altına alınmalıdır.
Sonuç: Türkiye’nin ihtiyacı hedeflerden fazlası
Türkiye’nin enflasyonla mücadelesi geçtiğimiz üç yıllık dönemde büyük ölçüde faiz politikası üzerinden yürüdü. Ancak enflasyonun yüzde 30 civarında kalıcı hâle gelmesi ve bekleyişlerdeki katılık, maliye ve para politikasına güveni artıracak şekilde “yeni” bir politika seti ve daha güçlü bir politika dokümanının gerekliliğine işaret ediyor.
Bu bağlamda, OVP enflasyonla mücadele ederken kamu kaynaklarını daha verimli kullanmak, beklentileri çıpalamak ve para politikasının üzerindeki yükü paylaşmak için önemli bir fırsat sunuyor.
Bu köşe yazısı 01.09.2026 tarihinde yazarın kendi Medium hesabında yayımlanmıştır.